4 Temmuz 2015 Cumartesi

Çuvaldızla İğne Meselesi

Çuvaldızla İğne Meselesi
 
Merhaba sevgili dostlar. 
 
Ülkemizde insanımız genel manada iki yol üzerinde ilerlerler. Cenaze seremonisi gibi ritüeller dışında, İslam dininin yaşantımızda olmasını istemeyen bir güruh ve dini hassasiyetleri olan diğer kesim. Dindar insanla dini hassasiyeti olmayanların mücadelesi, eskiden olduğu gibi bugünde yarında devam edecektir.
 
Devlet Bahçeli ne kadarda, ‘Türkün siyahı, beyazı, mavisi olmaz’  dese de ben olduğuna inanıyorum ne yazık ki. Ceplerine biraz para girdi mi kendini beyaz Türk zanneden o kadar çok insan var ki. Aynı mahallede, aynı apartmanda oturan hatta aynı işi yapan bu tipler kendinden olmayanları alt statüde görürler. Bu ayırımı yapabilecek aklı nereden buldularsa.
 
İnsanların sınıf oluşturma merakı ve çabasına harcadığı emek, keşke daha iyi daha güzel alanlara olsa.
 
Birde sistem içindeki düzenin, menfaat adamları vardır. Kraldan çok kralcı olmamak gerek. Birilerinin sırtıyla gelip, menfaatleri doğrultusunda, başka yerlere yaranmayı amaç edinir bu tipler. Çok yazık çok.
 
Düşmanlık iyi bir şey değil. Hiç kimseye düşman olmayalım ama düşman olmada da bir sıralama olmalı diye düşünüyorum. Araplara özellikle İran’a düşman olduğumuz kadar ABD’ye, Avrupa’ya da düşman mıyız acaba? Birçokları bu soruyu kendine sormalı. Aslında Bu soruyu ülkece kendimize sormamız gerekiyor.
 
Birde özel günlerimiz var tabii ki. 14 Şubatı allayıp pullayıp Müslüman mahallesinde salyangoz gibi satıyorlar. Evliliğe değil de sevgili bulmaya özendiriyorlar gençleri bu gibi günlerle. Yılbaşı, sevgililer günü, anneler günü, babalar günü vs hep Müslümanlıkla alakası olmayan kutlama etkinlikleri. Bir nevi alışveriş piyasasını canlandırma etkinliği diyebiliriz bu günlere. Biz kökenli, dünyanın kutladığı bir gün olsa keşke diyesi geliyor insanın.
 
Gün geçtikçe insanoğlunun işi gücü azalıyor. Can sıkıntısı çekmeye başlayan birey kendini yemeye, giyinmeye, eğlenceye ve olur olmaz uğraşlara vuruyor. Velhasıl insanoğlu çok yönlü ve değişken bir varlık. Bu gün doğru gördüğü bir hareketi yarın yanlış görülebiliyor. Ne çok şaşıyor insan.
 
Her türlü olumsuzluklara rağmen, dertlerle dertlenenlerin yaşadıkları bir yerdir bizim vatanımız. İnsanımızı insanlık âleminin bir tık önünde görüyorum olumlu anlamda. Bu arada belirtmeden geçemeyeceğim bir konu; İki milyonu aşkın Suriyeli kardeşimizin sorumluluğunun üzerimizde olması, Doğu Türkistan ilgisizliğini doğurmamalı diye düşünüyorum. Allah o kardeşlerimize de yar ve yardımcı olsun.
 
Velhasıl her şeyin, her güzel şeyin devamı ölüme dayanıyor ister istemez. Ölümler olsa da yaşayanlar için hayat mücadelesi devam ediyor bir şekilde. Ölümün o soğuk yüzünden kaçamıyor insan. Yüzyıl da olsa bir neslin devri kapanıyor. Yakın zamanda yaşanılan Kenan Evren ve Süleyman Demirel örneğinde ve birçoklarında olduğu gibi.
 
Ölüm alabilene ne çok dersler veriyor aslında.
 
İlkay Coşkun
İrade Gazetesi, 08 Temmuz 2015-Yazı No: 54
İrade Gazetesi-İlkay Coşkun-08.07.2015
 

28 Haziran 2015 Pazar

Poetik Mülahaza

Poetik Mülahaza

Şiir nedir sorusu her önümü geldiğinde, geri planda şiir ne değildir sorusu beraberinde geliyor zihnime. Çizilen hattın belirlenmesi açısından, ‘her şey zıddı ile kaimdir’ sözüyle örtüşüyor zıtlık. Neye göre, kime göre, alt soru perspektifleri tablonun rötuşlarını sunuyor adeta. Şiir, insanlığın ortak paydasında söz sanatıdır aslında.

Şiir, dilin güzelliklerini öğreten, imgelerle, ahenk unsurlarıyla harmanlanmış sözcükler, cümleler sanatıdır, zanaatıdır bir yerde. Şiir ülkeler kurmaz, medeniyetlere katkıları olur sadece. Olsa olsa şiirle yatıp şiirle kalkanlar için takıntı olabilir. Şiir, hayata bakış açısını, yaşam felsefesini belirleyen önemli bir unsur niteliği taşıyabilir. 

Şiir, edebiyatın kalbi, can damarı, beynidir. Nasıl ki kalp, damarlar, beyin hayat fonksiyonlarının olmazsa olmaz unsurlarıdır. Şiir de edebiyatın en önemli hayat kaynağıdır. Birçok edebi tür içerisinde gizlenmiş şiirleri görürüz her daim edebiyatta.

Şiirsel anlatımıyla romanı, öyküyü, hikayeyi vs. birçok türü sayabiliriz. Müziğin temelinde de şiir vardır aslında. Uyum ve ahenk şiirin nasıl ki özünü oluşturuyorsa, edebiyatın harcında da şiir vardır. Şiir, edebiyat üstü değil, edebiyatın ta kendisidir. Şiir, edebiyatın üssüdür.

Nasıl ki kelimelerin hal ekleri var, şiirin de bir hal eki,  iklimi vardır. Olmalıdır da. Şiirin güz hali, şiirin eylül hali, şiirin kış hali, şiirin ılıman hali gibi. Yeri gelir yanar sıcaktan, yeri gelir donar. Şiirin ‘var hali’ dir iklim. Hayatın hallerini çağrıştıran iklim şiire nüfuz eder,  şiirle içselleşir. Tohumla yenilenen tabiat gibi doğar küllerinden. Güzel kokularını doğaya salar ve seslerle ahenk oluşturup gezinir yeniden. 

Genellikle yolda yürürken zihnime imgeler takılır. Not defterime bu aforizmik söz kırıntılarını not ederim. Şiir yazma isteğim arttığında, bu notlarım doğrultusunda şiirim şekillenir. Sonuçta yazmak istediğim şiir değil de bambaşka bir şiir çıkar ortaya.

Şiiri seslendirmelerinde, şiirde kullanılan fon müziğinin, şiirin önüne geçmesini engellemek, kelimeleri yutmamaya ve vurgulara dikkat etmek gerekir. Son olarak da şiir seslendirmelerinde aşırı yüksek tondan kaçılmasına dikkat edilmesi gerekir.


İlkay Coşkun
İrade Gazetesi, 01 Temmuz 2015-Yazı No: 53
Poetik Mülahaza-İrade Gazetesi-İlkay Coşkun
 

20 Haziran 2015 Cumartesi

Şiir Yolculuğu

Şiir Yolculuğu

2014 yılı sonbaharında biraz tedirgin daha çok heyecanlı başladığım ‘İlkay Coşkun’la şiir yolculuğu’ programımda kıymetli konuklarımla ve sevgili siz şiir dostlarımla bir araya geldim.

Bir sezon boyunca yaklaşık otuz hafta evlerinize konuk oldum. Bazı hafta bir, bazı hafta iki bazı haftalarda üçer konuk birden misafir ettim. Seçkin elli konuğumu sizlerle buluşturdum. Bu konuklarım arasında kimler yoktu ki. Şair, ozan ve yazar dostlar, şiir yorumcuları, halk müziği sanatçıları, akademisyenler, öğretmenler, dernek başkanları, dergi editörleri, şiir ve edebiyatsever dostlar belli başlı sıralayabildiklerim.

Özellikle genç kuşak temsilcilerini misafir ederek, gençleri öncelemeye çalıştım. On dokuz yaşında da misafirim oldu, yetmiş yaşında da.

Ne kadarda olsa, 'şiirle şairin buluşma mekanı İlkay Coşkun'la Şiir yolculuğu' Fragman metnini kullansam da, kapım bütün edebiyat ve şiir severlere, kültür adamlarına açıktı.

Bir sezon boyunca, programın açılışında sizler için seçtiğim şiir tanımlamalarını, şiire bakış açılarını dillendirdim. Filozoflardan tutun da dilbilimcilere, şairlere kadar en nadide örnekleri sundum sizlere.

Yandaş ve muhalif olmadan sadece kültür yayıncılığı ve dini yayınlar yapan Radyo Hilal, 89.5 frekansıyla Sivas ilçe ve köylerinde ayrıca internet üzerinden Türkiye ve dünyaya yayınlarını ulaştırmaktadır. Ev sıcaklığında, ayakkabılar ile girilmeyen, halıların serili olduğu mekanlar, namaz kılınan mekanlar huzur verir insana. İşte böyle bir yer Radyo Hilal.

Televizyon ile radyo sık sık karşılaştırılır ya hani. Radyonun sıcaklığını, samimi ortamını, rahatlığını televizyona değişmem açıkçası. Zaman zaman yerel televizyonlara konuk olarak katıldığımda oluyor ama radyonun yeri apayrı yüreğimde benim.

Çay bahane maksat muhabbet sözüne bir nazire bizimkisi. Radyoculuktan, sunuculuktan çok sohbet ve muhabbet bizimkisi. Sevgili dostlarla dost meclisinde karşılıklı söyleşi yapmak. Bu sohbetler esnasında konuklarımın bir çok yönlerini görme imkanım oldu diyebilirim.

Bazı konuklarımın zaman zaman çekinceleri oldu ama tamamı memnun ayrıldılar program sonunda. Her perşembe 21-23 saatleri arasında, iki saatlik süre boyunca sizlerle birlikte oldum. Yarımşar saat aralıklarla dört bölüm halinde sundum programı. Programın içerisinde yeni sayıları çıkan dergilerden konuştuk. Özellikle şehrimizdeki kültürel etkinliklerden bahsettik. Çanakkale zaferi yıldönümü gibi özel günler için özel programlar hazırladık.

Ayda bir şair ve yazarlardan oluşturduğumuz ajandamızdan notlar paylaştım.

Benim ve Radyo Hilal yetkilileri için bütün konuklar ve dinleyiciler kıymetledir ve özeldir. Program bitiminde canlı program kaydının bana ve konuklarıma verilmesi ayrı bir güzellik oluşturdu.

Teknik masada görev yapan Ahmet, Zafer ve Beytullah kardeşlerimin büyük emekleri oldu programıma. Bu anlamda kendilerine çok teşekkür ediyorum. İlgi, çay servisi ve ikramlardan konuklarımın memnun kaldıklarını söyleyebilirim.

Radyo programıma hazırlıksız gitmek olmazdı. Bütün programlarım için ön hazırlık yaptım.
O haftanın konuğu belli olduktan sonra, konuklarımla ilgili bilgileri toparladım. Her konuğuma ilgisi çerçevesinde en az 25-30 soru hazırladım. Gündelik, rast gele mevzuları konuşmak olmazdı. Konuklarımın edebi kişilikleri ve fikirleri benim için çok önemliydi.

Haftalık programlar sonlandıktan sonra iş bitmedi tabi ki. Radyo programım için özel olarak kurduğum http://radyoprogrami.blogspot.com.tr/ isimli blog sitesine iki saatlik program kaydını,  programda çekilen konuklarımın resimlerini, konuk davetiyelerimi ve ilgili bütün bilgileri blog sitesinde arşivlemiş oldum.

İzninizle programa katılan konuklarımın isimlerini zikretmek istiyorum.

Akademisyen yazar Hasan Coşkun, eğitimci şair Yusuf Bal, şair Bilal Karaman, şair Cengizhan Konuş, şair Mızrap Güleç, öykü yazarı Mücahit Sarı, şair Refik Kutlu, yazar Neslihan Ermahiş, şair Eyüp Aktuğ, şair Halil İbrahim Koç, eğitimci yazar Hanife D. Özel, eğitimci şair Vildan Poyraz Coşkun, şair Nevin Kılıç, eğitimci şair Sinan Ceran, Sişad başkanı şair Bekir Alim, şair Mustafa Altınay, şiir yorumcusu Faruk Bilge, eğitimci yazar Süleyman Ceran, şair Tevhidi (Kenan Bilgaç), şair Eren Yıldız, aşık Furkani (Turan Yıldırım), aşık Enver (Enver Artuç), şiir yorumcusu Buket Doğan, şair Nimet Çelik, şiir yorumcusu radyocu Sefa Aksoy, şair Ahmet Köse, şair Fikri Pınarlı, şiir yorumcusu Samet Boga, eğitimci Ömer Çıtır, ozan Efsani (Mustafa Tombul), şair Hanifi Hatip, şair Metin Dalkürek, aşık Eseri (Ahmet Duran Bülbül), aşık Seçkini (Hasan Basri Güngör), aşık Rahi (Nazif Yıldırım), şair Şükrü Toprak, şair Zekeriya Duman, eğitimci şair Sebahattin Erbıyık, eğitimci şair Kul Mehmet (Mehmet Anulur), şair Bahri Kara, THM sanatçısı Halil İbrahim Dumlu, THM sanatçısı Tamer Günaydınoğlu isimlerini sizlere zikredebilirim.

Bize bu fırsatı veren Radyo Hilal yetkililerine, Sorumlu Müdür İrfan Bey'e, Anadolu Gençlik Derneği Başkanı Bülent Hocama, yayın yönetmeni Muhammed Bey'e, isimlerini zikrettiğim teknik masada görev yapan dostlarıma, davetime icabet eden misafirlerime ve özelde Radyo Hilal dinleyicilerime ve genelde bütün Hilal Efem müdavimlerine ayrı ayrı teşekkür ederim.

Allah, ömür ve sağlık verirse 2015-2016 yılı yeni yayın döneminde yeni Radyo Hilal program formatımla evlerinize konuk olmak istiyorum.

Sağlıklı, huzurlu, mutlu bir yaz dönemi dilerim.


İlkay Coşkun
İrade Gazetesi, 24 Haziran 2015-Yazı No: 52
İrade Gazetesi-Şiir Yolculuğu-İlkay Coşkun
 

11 Haziran 2015 Perşembe

Mustafa Altınay Hakkında

               Mustafa Altınay Hakkında


Merhaba dostlar. Bazı haftalar şair ve yazar dostların edebi yönlerine değinmek istiyorum köşemde. Bu hafta şair Mustafa Altınay’ın edebi kişiliğinden söz etmek istiyorum izninizle.

Mustafa Altınay’ı 10 yıla yakındır tanıyorum. Ay parlaklığındaki sakalı, daima gülen gözleriyle, nurani duruşuyla 68 yılın sıkıntılarını gölgelemeye çalışmaktadır adeta. Fakat bizler onun iç dünyasını, soyadı gibi altın kaleminden akıttığı mısralarından anlamaktayız.

 

-bu çileden aciz değilim amma /dertlilere baş eyledi dert beni /hayatım elinde oldu muamma /kendisine iş eyledi dert beni - Altınay’ım bu yük sırtıma bindi/ yenilmem sanardım dert beni yendi /gözüm kulağıma enmeler endi /en sonunda tuş eyledi dert beni-

Tüm bunların ötesinde bir araya geldiğimiz meclislerde, misafirlere gösterdiği ilgi, sevecen tavırlarıyla dikkatimi çekmiştir her zaman. Büyük olmasına karşın kendinden küçüklere bile ders verircesine saygılı ve alçak gönüllü bir insan Mustafa Altınay. Hal ve hareketleriyle çevresinde oldukça sevilip sayılan bir kişi. Bu özelliğini de gittikçe yozlaşan toplumumuzda aranılan hasletlerden biri olarak görmekteyim.

-görmüyon mu giden geri gelmiyor /gaflet uykusuna yatan bilmiyor /düşünsene bir kez kimler ölmüyor /vücutta emanet can gafil insan - neye yarar gülüp oynasan hergün/ seni de yurdundan ederler sürgün /toprak olacağız hepimiz birgün /nene gerek şöhret şan gafil insan-

Ozanımızın gözlemlediğim bir başka özelliği de, imrenilecek derecede ki hafızası. Bu yeteneğini kullanarak şiirlerinin birçoğunu ezbere okuyabilmektedir. Bir başka özelliği ise hitabının kuvvetli olmasıdır. Özellikle toplumsal içerikli şiirler yazması ve içinde bulunduğu ortamları renklendirmesiyle de dikkat çekmektedir.

-beri gel sevdiğim yaklaş yanıma/ne olur göz göze bakınmayınan/bu ayrılık tak eyledi canıma
hasret bitmez kına yakınmayınan - Altınay yazarda payını almaz/yanakta açılan güllerin solmaz/zor ile seversen meymenet olmaz/muhabbet mi doğar okunmayınan-

Mustafa Altınay’ın eğitim hayatının olmamasına rağmen daima bilginin peşinde koşmuştur. Bu yüzdendir ki eğitimli, okumuş insanlara ayrı önem gösterdiği gözlenmektedir.

-dil söyler kelamı beyin çevirir/akıl yumak eder fikir eğirir /bazen olur ta tabandan devirir/hizaya gelmeye çalışır bunlar-

Hikmet yüklü şiirlerinden birkaç örnek dörtlük aktarmak istiyorum sizlere.

-akılda fikirde başta/dere ırmak dağda taşta/bahar yazda hemi kışta/yaratanın hikmeti var - lalede sümbülde gülde/şakıyıp öten bülbülde/diş ile damakta dilde/yaratanın hikmeti var - der ozanımız.

Ozanımız, şiirde her dem yenilik peşindedir. Satranç şiirlerinden çok güzel örnekler vermektedir. Mesela “J” harfi dâhil alfabemizdeki bütün harfleri ihtiva eden, şiirin her satırı aynı harfle başlayan şiirleri vardır. Çok değişik görsel şiirleri var. İçten dışa ve dıştan içe okunabilen değişik geometrik şekillerde görsel, deneysel şiir çalışmaları vardır. Klasik akrostiş şiirlerin dışında çok çeşitli formlarda akrostiş şiir çalışmaları da mevcuttur. Hece şiirleri yazmasına rağmen ozanımız genç şairlere örnek olacak şekilde yeni arayışlar, farklı yaklaşımlar ve yenilik içerisindedir.

Kısaca methiyeler, mersiyeler, destanlarda yazan ozanımız, bayrağına, vatanına, toprağına âşıktır ve kadir kıymet bilmektedir. Her zaman doğrunun, dürüstün yanındadır. Dinini, vatanını, milletini seven insanlar onun için ayrı bir öneme sahiptir. Ozanımız aynı zamanda kişiye özel şiirler yazabilecek yetenektedir. Oğlum Poyrazhan’ın doğumu üzerine yazdığı şiir bize, aynı zamanda geleceğe bırakacağı güzel ve anlamlı bir anı olmuştur.

Mustafa Altınay ozanımıza sağlıklı, hayırlı, uzun bir ömür dilerim.

-Mustafa Altınay-

1947 Sivas Alahacı köyü doğumlu. Çocukluk ve gençlik yılları köyünde çobanlık yaparak geçti. Çiftçilikle uğraştı. 1966 yılında gurbet hayatı başladı. İzmir ve Muğla'da inşaat işlerinde çalıştı. Şu an Sivas’ta yaşamaktadır. 6 adet şiir kitabı vardır. Birçok antolojide şiirleri yer aldı. Sivas yazarlar ve şairler (Sişad) Derneği üyesi ve derneğin yönetimde de aktif görev almaktadır.

İlkay Coşkun
17.06.2015
Sivas İrade Gazetesi / Yazı No: 51
İrade Gazetesi-Mustafa Altınay Hakkında-İlkay Coşkun
 

8 Haziran 2015 Pazartesi

Seçimlerin Ardından

Seçimlerin Ardından

7 Haziran Milletvekilliği seçimleri sağ salim sonlandı nihayet. Genel anlamda çok büyük provokatör olaylar vuku bulmadı. Vatana millete hayırlı olsun.

Tek başına iktidar olabilme hakkı elinden alınan Ak Partinin çok şımardığını, uyarıldığını söyleyenler oldu.  Bu sonucun muhalefetin amaçlarından birinin dahi olsa gerçekleştiğini söyleyenler oldu. Bazı kadrolu muhalefet partilerinin, muhalefette kaldıklarına memnun oldukları görüldü. Kazanmaktan çok karşısındakine zarar verme erki görüldü. “Bundan sonra ne olacak?” kaygısını taşıyanlar oldu. “Cumhurbaşkanı ve İktidar Partisi bundan sonrasını düşünsün” diyenler oldu. Umulmadık çevrelerin umulmadık partilere oy topladığı görüldü. CHP, MHP, HDP, Cemaat, Aydın Doğan medyası gibi güçlerin bakış açılarını ayrı ayrı görme, yorumlama imkânı bulduk. Saadet Partisi ve diğer küçük partilerin konumları belli oldu. Ve en önemlisi de halkımızın eğilimleri görüldü. Bu seçim sonuçlarına dış güçlerden kimler sevindi kimler sevinmedi birde bunu değerlendirmek gerekiyor.

7 Haziran 2015 yılı seçim sonuçları:

AK Parti % 41
CHP % 25
MHP % 16
HDP % 13
Saadet % 2
Diğer % 3

Seçimden bir gün önceki tahmini oy oranlarım,
-06.06.2015-

AK Parti % 43
CHP % 26
MHP % 16
HDP % 9
Saadet % 4
Diğer % 2

Benim için HDP sürpriz oldu. Açıkçası bu kadar %13’lerde oy almasını beklemiyordum. HDP gibi partilerin sistem içerisinde olmasını daha yerinde buluyorum fakat-AK Parti düşük oy alsın yeter ki-diyerek rastgele oy kullanılmasını doğru bulmuyorum- demiştim seçim öncesi değerlendirmemde.

Olası koalisyon içinde bulunan Devlet Bahçeli, koalisyonların iyi bir şey olmadığını söylemişti. Birçok vatandaş gibi bende ayni şekilde düşünüyorum. Yaşadığımız bu süreç içerisinden tek parti iktidarı daha hayırlı olacaktır. İyi ya da kötü tek parti iktidarlarında bir şeyler yapılabildiğini tarafsız gözle bakıldığında herkes görecektir. Bu iktidarı ister sevin ister sevmeyin on yıllık süreçte ülkem çok yol kat etti. Her şey mükemmel mi? hayır ama geçmişi bilenlerin kıyaslamayı çok daha iyi yapacaklarına inanıyorum. Belli yaşlarda olanlar, geçmişteki koalisyon oluşumlarını unutmamalılar. “illaki ben” demekten feragat etmedikleri gibi, kendi içlerinde uzlaşı sağlayıp ülke menfaatlerini önlerine koyamayan partilerle biz çok zaman kaybettik. Çok zarar gördük.  Şimdiki dönemde başkanlık sistemi, yeni anayasa, barış süreci, cumhurbaşkanımızın şu anki konumu gibi konular göz önüne alındığında sözde koalisyon çabalarının ardından erken seçime gidilebileceğini düşünmekteyim.

Medya üzerinden birçok formülün kritikleri yapılıp sonuçlar değerlendiriliyor. Bu mevzulara girmek istemiyorum. İnsanımızın çok fazla politize olduğunu düşünüyorum. Bu noktalara kısaca değinmek istiyorum izninizle.

Kullandığımız isim farklılıklarına bakın, Esed-Esad, Pekeke-Pekaka, Ak Parti-Akepe gibi ne kadar tarafgir ve politize olduğumuzu göreceksiniz.

İnsanlara bakıyorum, düşünceleri ile hareket tarzları uyum içerisinde. Sendikasına bakıyorsun partisiyle uyumlu. İzlediği televizyona bakıyorsun oy verdiği partiyle uyumlu. Bu yüzden kimse kimseye yandaş ve muhalif suçlaması yapmasın.

İster sağ cenaha bakın ister sol cenaha, kendilerini bir yerlere monte etme çabası güdüyorlar “ayrı gezen koyunu kurt kapar” deyip özgürleşemiyorlar.

x partisinde değilken, yandık bittik edebiyatı yaparlar, x partisine girince her şey güllük gülistanlıktır, x partisinden ayrılınca yine aynı çığırtkanlıktadırlar.

Yönetimler genelde çevrelerinde, yönetebildikleri insanları bulundururlar, yandaşlık ve muhaliflik her cenah için, doğal bir realitedir.

Milletvekillerinin sadece hangi partiden olduğuna değil de, Amerikancı Avrupacı olmamalarına da dikkat etmemiz gerekiyor. Yerel, Anadolulu ve bizden olmalarını gözetmekte fayda var.

Ne yapılırsa yapılsın, insanlar kendi gibi olan insanları genelde seviyorlar son tahlilde.

Seçimlerin dünyanın sonu olmadığını gördük. Yaşandı ve bitti. Bakalım bundan sonra neler olacak, neler yaşanacak.

Bir temenni ile yazımı sonlandırmak istiyorum.
Parti oy oranlarından önce temiz yüreklerin oranını artırsak daha yerinde ve isabetli olacaktır.

Sağlıklı, huzur dolu günler dilerim.


İlkay Coşkun
10.06.2015
Sivas İrade Gazetesi / Yazı No: 50
İrade Gazetesi-Seçimlerin Ardından-İlkay Coşkun


1 Haziran 2015 Pazartesi

İnsana Dair

İnsana Dair

İnsanoğlu bir taraftan aklıyla en üst noktada yaratılmış bir canlı, diğer taraftan acizliği muhtaçlığı en üst noktalarda yaşayan bir varlık. Hırsları, savaşları, mücadeleleri acımasız noktalara çıkarabilen bir varlık. Kalelerinin zamanla birer birer yıkıldığı insanoğlu, çılgınca veryansın ediyor. Gösterilen yiğitlik seremonisi neden bu kadar acımasız noktalara geliyor.

Her yürekte ayrı bir insan, her insan ayrı bir dünya. Anlayacağınız dünya içinde farklı dünyaları yaşıyoruz. Aslında insanın en büyük savaşı kendisiyle. Dünya ikinci sırada. En ölümcülü de insanın insanla olanı. Nasıl ki rütbesi yükselen komutan eski rütbelerini sökse de rütbeleri değerli kılan askerlik ve askeri elbisedir aslında. İnsanlığın alt yapısından gelen bütün rütbelerde böyledir.

Gösteriş merakıyla beraber, güç mücadelesi içerisindedir insanoğlu. Münzevi hayat tarzını, hayat felsefesini benimseyen ne kadar az insan var etrafımızda. Birçoğunun çabası popüler alanı destekliyor ve bu alanı hareketlendiriyor besbelli.

Zaman içerisinde insanoğlu ister istemez ilerleme, gelişme çabasıyla hareket ediyor. İnsanın fıtratından gelen özellikleri çokta deşmemek gerek. Kişisel gelişim ve benzeri yöntemlerle, zorlamalarla insanı olduğundan daha farklı mecralara çekmek, başka arızalara sebebiyet vermektedir. İnsanı geliştiren yönlerin en önemlileri, vicdani, insani ve merhamet odaklı olanlarıdır. İnsanların daha çok bu yönlerinin geliştirilmesi amaç edinilmelidir.

Yeri geldiğinde insanlar çok bencil olabilmektedir. Kendinden başkalarını istemeyen, hazmedemeyen zihniyetlerde var maalesef. Allah korusun, bizimde zorda kalabileceğimizi hiç düşünmezler mi? Onlar -bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın- mantığını neden bu kadar benimsemektedirler anlamıyorum.

Doğumla beraber yükselmeye başlayan güç çabası, ölümün yaklaştığını anlamaya başlayınca yavaş yavaş ivme kaybediyor ya da fizyolojik beden yaşlılıkla beraber mani oluyor birçok şeye. Üst limitteki gençlerin enerjisi ise orta yaştan itibaren gün geçtikçe düşmeye başlıyor, heyecanları da aynı oranda azalıyor.

Bizi hep bizle sınıyorsun, ne bağlanıyorsun sen bize dünya. Kılıcını kuşanıp, nefisle geliyorsun imtihan yüklü dünya. Bilindiği üzere kuşak çatışmalarını hep yaşıyoruz. Bilinçten midir yoksa yaşama tekrar dönmekten midir bilinmez orta yaş döneminde ya da yaşlılıkta gençleri anlama telaşına düşüyoruz. Yaşlanmaya fırsat bulursak eğer.
Hayat bize birtakım şeyleri verirken, birçok şeyi de alıyor maalesef. Arabalarının yanında poz verenlerin çoğunun saçlarının kel veya beyazlamış olduğunu görürsünüz.
 
Herkes bir başkasını değiştirme çabasındayken, diğer tarafta her gün ölüm arabasında son yolculuğuna çıkmaktadır. Hiç kimse istemese de ölüm güzel şey. Özellikle çok yaşlanınca hayatımızın en önemli gerçeği oluyor. Biraz uzun yaşayan nesil ile biraz kısa yaşayan nesil arasındaki ölümün arka arkalığını, hayatın kısalığını her gün görüyoruz da uslanmıyoruz maalesef. Allah’ın ipi yerine başka iplere sarılan insana ibretlik şamar her dem yüzünde patlıyor.

Fani dünya, biz seni anlamadık. Sen bari bizi anla.
Sağlıklı, huzur dolu günler dilerim.

İlkay Coşkun

03.06.2015
Sivas İrade Gazetesi / Yazı No: 49
İrade Gazetesi-İnsana Dair-İlkay Coşkun
 
 

25 Mayıs 2015 Pazartesi

Sivrialan İzlenimleri

Sivrialan İzlenimleri
22.05.2015 Cuma günü Dünya Ozanı Âşık Veysel Kültür ve Sanat Günleri çerçevesinde, Sivas Kültür Müdürlüğü himayesinde, İl Kültür Müdürümüz Kadir Pürlü Bey’le birlikte sabah başlayan etkinliğin ardından iki otobüs dolusu şair, yazar, ozan, âşık ve yurt dışından gelen müzisyen dostlarla Âşık Veysel’in Sivrialan Köyüne yola çıktık. Burada itiraf etmeliyim ki ömrünün yarıdan fazlasını Sivas’ta geçiren biri olarak bugüne kadar Âşık Veysel’i ziyaret etmemiş olmak benim için büyük bir eksiklikti. Kültür Müdürlüğümüzün sağladığı bu imkândan dolayı kendilerine teşekkürü bir borç biliyorum. Âşık Veysel’i anma ve onu en doğru şekilde anlama etkinliklerinin dört güne yayılması, yapılan işin ne kadar ciddi olduğunun bir göstergesi.  Kültür İl müdürümüz başta olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. 

Gelelim gezi izlenimlerime;

Şarkışla ilçemize 33 kilometre mesafede olan Sivrialan’a ulaşmak için 3-4 köyü ve Kızılırmak’ı geçtik. Köy yolu çok yeterli olmamakla birlikte birçok köy yoluna nazaran daha iyi durumda, asfalt bir yoldu. Sivrialan’ın rakımının yüksek olmasından kaynaklı rampa çıkış dikkatimizi çekti. Sivrialan’a girişte köy muhtarımız Mustafa Bey, Âşık Veysel’in oğlu ve kızı Zekine hanım başta olmak üzere kadınlı erkekli köy sakinleri bizleri karşıladı. Köy muhtarımızdan, köy hakkında ve muhtarlık döneminde yapılan çalışmalar hakkında bilgiler aldık. Daha sonrasında köye yakın mesafede olan köy mezarlığında Âşık Veysel’in mezarını ziyaret edip duamızı ettik. 25 Ekim 1894 doğumlu ve 21 Mart 1973 yılında hakka yürüyen büyük ozanımızın yaşadığı toprakları görmek bizim için çok anlamlı ve heyecanlıydı. O güzel yüreğinden geçenleri bırakırken bize “dostlar beni hatırlasın” temennisindeydi. Onu hep hatırlayacağız. Allah rahmetini esirgemesin o güzel insana.

Daha sonra Âşık Veysel’in restore edilen evini ve evden de geçişi sağlanan müzeyi gezdik. Yakın bir zamanda yapıldığı anlaşılan müze, gerek iç düzenlemesi gerekse binanın estetik görüntüsü köye ayrı bir güzellik katmış. Köyün çevresinde meşelik alanlar var. Aralarda kalan boşluklara da muhtarın gayretleriyle ağaç dikimleri yapılmış. Âşık Veysel’in mezarının belki de ilk haliydi gördüğümüz. Şatafattan uzak, sade bir mezar görüntüsü vardı. Mezarlık çevresinde çevre düzenlemesi ve yolunun genişletilmesi dışında çok fazla bir eksiklik yoktu.  Köyün içerisindeki yol ve kaldırımların kesme taşlarla döşenmiş olması dikkatimizi çekti. Keşke birçok köyün içi bu şekilde düzenlense dedirtti bize. Muhtarımız, Âşık Veysel’in annesinin tarlada Veysel’i doğurduğunu, doğduğu tarlayı, Âşık Veysel’in şiirlerinde geçen dağları ve mekânları bizlere gösterdi. Âşık Veysel müzesinde ve evinde ozanımızın kullandığı birtakım kişisel eşyalarını görme fırsatımız oldu. Güzel bir detay da; Âşık Veysel hakkında yazılan arşivlenmiş kitaplar, dergiler, gazete yazıları gibi birçok kıymetli eserin bulundurulmasıydı.

Kültür Müdürümüz Kadir Pürlü Bey ve köy muhtarımız Mustafa Bey’in samimi açılış konuşmalarıyla birlikte program başladı. ABD'den, Âşık Veysel Türkülerini okuyan  sanatçı Nyofu Tyson ve Azerbaycanlı piyanist ve bestekâr Kemale Aleskerli ve Sanatçı Lale Hüseyinova programda hazır bulundu. Sivas Şairler ve Yazarlar Derneği Başkanı Bekir Alim ve dernek üye şairleri, Sivas Fasıl Heyeti ve Halkoyunları Derneği Başkanı Ahmet Ayık ve dernek üyesi aşıklar, Sivas Aşıklar Kültür Derneği Başkanı Aşık Kaptani ve dernek üyesi aşıklar, Aşık Ruhsati derneğinden ve isimlerini sayamayacağım bir çok müzisyen dost etkinliğe destek verdiler ve katılım gösterdiler. Âşık Veysel müzesi içerisinde bulunan salonda, katılımcı şair ve müzisyen dostlar tarafından Âşık Veysel türküleri, şiirleri okundu. Köy halkıyla iç içe oturulması samimi bir kaynaşmayı da beraberinde getirdi ve herkesin huzurlu ve mutlu olduğuna inandığım bir iki saat geçirildi o güzel insanın topraklarında.  Anılar anlatıldı, dilek ve temenniler dile geldi. Sivrialan’lı olup İstanbul’da ikamet eden Ozan Ali Sultan Bey, Âşık Veysel’le yaşadığı bir anıyı bizimle paylaştı. Herkes gibi benimde çok hoşuma gittiği için burada paylaşmak istiyorum.

Ozanımız yıllar önce bir kızı kaçırır ve Âşık Veysel’e gelip “ben bir kız kaçırdım dayı” der. Âşık Veysel de “getir bir kızı göreyim” diyerek istekte bulunur. Ozanımız gelir ve kaçırdığı kıza “dayım Veysel seni görmek ister” der. Kız da “dayın Veysel beni nasıl görecek ki” der.  Ozanımız kızı dayısı Veysel’in yanına götürür konuşurlar. Âşık Veysel kıza dönerek “bula bula bu kızılbaşımı buldun” diyerek nüktedan, yaren, hoş bir yaklaşımda bulunur gençlere. Yaşanmış olan bu hoş anının bizlerle paylaşılması, bizim için de güzel bir anı oldu. Köy muhtarımız ve ozanımızın kızı ve oğlu başta olmak üzere bütün köy sakinlerinin misafirperver yaklaşımları, pasta ve içecek ikramıyla ağzımızı tatlandırdılar. Eşim Şair Vildan Poyraz Coşkun ve oğlum Poyrazhan’la birlikte köy havasını kısa bir süre de olsa teneffüs etme fırsatını yakalamış olduk. Köy halkının misafirperverliklerinin ve güzel uğurlamalarının ardından dönüş için otobüsteki yerimizi aldık. Şarkışla’da küçük bir göle nazır lokantada hep beraber akşam yemeğini yedik. Akşam saatlerinde, baharın tabiat güzelliği ve beraberindeki yağmurun eşliğinde Sivas’a yol aldık.

Sivas'ımızda birlik ve beraberlik içerisinde gerçekleşen bu güzel etkinlikte şairlerimiz, âşıklarımız, ozanlarımız, müzik ve kültür adamlarıyla bir arada olmaktan dolayı büyük mutluluk duydum. Herkese tekrar teşekkür ediyorum.

Aşık Veysel’in güzel bir şiiriyle yazımı sonlandırmak istiyorum. 
selam ve saygılarımı sunarım.

beni hor görme kardeşim 
sen altınsın ben tunç muyum 
aynı vardan var olmuşuz 
sen gümüşsün ben saç mıyım 

ne var ise sende bende 
aynı varlık her bedende 
yarın mezara girende 
sen toksun da ben aç mıyım 

kimi molla kimi derviş 
Allah bize neler vermiş 
kimi arı çiçek dermiş 
sen balsın da ben cec miyim 

topraktandır cümle beden 
nefsini öldür ölmeden 
böyle emretmiş yaradan 
sen kalemsin ben uç muyum 

tabiata Veysel aşık 
topraktan olduk kardaşık 
aynı yolcuyuz yoldaşık 
sen yolcusun ben bac mıyım 


İlkay Coşkun
27.05.2015
Sivas İrade Gazetesi / Yazı No: 48
İrade Gazetesi - Sivrialan İzlenimleri - İlkay Coşkun

16 Mayıs 2015 Cumartesi

Engelli Olmak

Engelli Olmak

10-16 Mayıs tarihleri arası engeliler haftasıdır. Bu tarihlerin dışında, engelli kardeşlerimizi hatırlamak adına 3 Aralık günü de dünya engelliler günü kabul edilmiştir.

Deveye sormuşlar “neden boynun eğri” o da cevaben “nerem doğru ki” demiş. Düzensizlik, kalitesizlik bütün kurumlarımıza, hayatımıza sirayet etmiş durumda. Son yıllarda toplum olarak duyarlılıklarımız artmış olmasına rağmen yine de rastgele ve kaba yaşıyoruz. Değerlerimizin birçoğunu kaybetme noktasına gelmişiz. Ayrıntıları kaçırıyoruz, göz ardı ediyoruz.

Milletimizin yüzde 13’ü, yani 8,5 milyonu engelli.  Diğer kalan hepimiz engelli adayıyız. Aileleri, yakınları derken, engelli kardeşlerimizin sorunları toplumumuzun genelini ilgilendirmektedir. 

Sorunları iki başlık altında ele alabiliriz. Birincisi engelli kardeşlerimizin genel sorunları ve engelli kardeşlerimizin özel sorunları olarak. Engelli kardeşlerimizin dâhil olduğu birçok dernek, vakıf adı altında birliktelik var. Böyle parçalı bir yapıda olmak güç kaybettiriyor ve kaynak israfına sebebiyet vermektedir. Doğru olan birlikten güç doğar bilinciyle hareket etmeleri. Birlikte hareket etmenin ehemmiyetini göz ardı etmemeleri gerekiyor.

Engelli kardeşlerimiz, üretmek istiyor, çalışmak istiyor. Sosyal hayatta yer almak ve var olmak istiyor. Tüm bunlar tabii ki gerekli şartların, uygun ortamın sağlanmasıyla olacaktır. Özel sektörde ve devlet sektöründe en az yüzde 3-4 oranında engelli çalıştırma zorunluluğu olmasına rağmen, bu kuralın ülkemizde tam olarak uygulandığını düşünmüyorum.

Bir toplumun gelişmişliği, engellilerin, kimsesizlerin, yaşlıların, emeklilerin yaşam standardının kalitesiyle ölçülüyor. Başımızı ellerimizin arasına koyup düşünmemiz gerekir. Toplum olarak, engelli kardeşlerimize karşı önyargılı davranışlardan kaçınarak ciddi, kalıcı atılımlarda bulunmalıyız. Yapılanları tümüyle yok sayamayız fakat yeterli derecede değil. Engelli kardeşlerimiz eğitimleri için gerekli ortamlar elbirliği ile oluşturulmalı, aksaklıklar en kısa zamanda giderilmelidir. Aileler daha fazla bilinçlendirilip engelli bireylerini toplumdan gizleme, soyutlama yönüne gitmeleri engellenmelidir. Bu sorunu tabii ki eğitimle aşabiliriz. Engelli ve ailelerini sosyal hayata adapte etmeliyiz. Büyüklü, küçüklü projeler geliştirmeliyiz.

Sokaklarımız, kaldırımlarımız, toplu taşıma araçlarımız, iş yerlerimiz, hastanelerimiz vs. engelli vatandaşlarımızın hayatını zorlaştırmadan, engelli kardeşlerimizin kullanımına uygun planlarda yapılmasına özen gösterilmelidir. Bu anlamda belediyelere, mülki idareye, devletimize kısacası hepimize görevler düşmektedir. Bazı belediyelerimizin örnek çalışmaları yurt geneline yayılmalıdır.
Bir gurup gönüllü, uzman kardeşlerimiz tarafından, işitme engellilerin eğitimlerine yönelik dünya çapında bir eğitim projesi hazırlandı. Maalesef bürokrasi önüne geçti ve projenin gerçek yerini ve değerini bulması engellendi.

2009 yılında engelli kardeşlerimizle birlikte bir projede yer aldım. Bir grup şair arkadaşla birlikte, Güldeste şiir kitabını hazırladık. O zamanın parasıyla ciddi bir meblağ sayılabilecek kitap gelirinin tamamını Sivas İşitme Engelliler Derneğine bağışladık. Onlarda kendilerine sosyal bir tesis satın aldılar. İnşallah başka projelerde de birlikte olma fırsatımız olur. Son olarak da Sivas işitme Engelli Derneği çatısı altında düzenlenen 25 Mart 2015 tarihindeki şiir dinletisi ve onlar adına oluşturulan hatıra ormanı projesinde yer aldık.

Birlik ve beraberlikten güç doğar. Engelli kardeşlerimize yönelik ortak projeler geliştirdiğimizde çok daha faydalı olabileceğimizi düşünüyorum. Hem maddi hem de manevi yönlerden yapabileceklerimiz vardır muhakkak. Pastalı, kekli gün yapan kadınlarımız, neden pastalarını, keklerini alıp da engelli kardeşlerimizin bürolarına, sosyal tesislerine götürüp ikram ederek engelli kardeşlerimizle iletişim kurmaya çalışmazlar. Duyarlı, emektar insanlara çok ihtiyacımız var. Bu noktada engelli kardeşlerimizle birlikte olduğumuzu, yalnız olmadıklarını onlara hissettirmeliyiz. Aslında bu gibi projelerde hareket eden kadınlarımız oldukça fazla. O gönlü güzel insanlara, toplum olarak minnettarlığımız var fakat sayılarının iki ya da üç katına çıkmasını, eksiklerin daha çabuk giderilmesi noktasında önemsiyorum. Güzel bir öykü ile yazımı sonlandırmak istiyorum. Selam ve muhabbetlerimi sunarım.
-
Anadolu’nun küçük bir köyünde bir çocuğun gözleri, ateşli bir hastalık sonucu görmemeye başlar. Baba bir gün diğer çocukların artık oğluyla oynamamaya başladıklarını fark eder. Oğluna bir çalgı aleti alır. Çocuk onunla tıngır mıngır vakit geçirir. Bir süre sonra gerçekten bir şeyler çalmaya başlar. Bir gün yakınları köyden bir adam, çocuğun yetenekli olduğunu düşünerek ona ders vermeye başlar. Çocuk yeteneğini daha çok geliştirir. Çocuk çok zeki, yaratıcı ve hazır cevaptır aynı zamanda.  Sazı kırılınca bir gün gurbette ki bir dostundan saz siparişi verir. Dostu fiyatına “yüz elli lira” der. Garibanın cebinde sadece elli lirası vardır.”Bu elliyi al, yüzüne tüküreyim” der. Şaka öğle hoşuna gider ki satıcı yüz lirayı almaz.

O kör çocuğun adı Veysel’dir.

Gizli dertlerimi sana anlattım / çalıştım sesimi sesine kattım / bebe gibi kollarımda yaylattım / hayali hatır et, beni unutma -- bahçede dut iken bilmezdin sazı / bülbül konar mıydı dalına bazı / hangi kuştan aldın sen bu avazı / söyle doğrusunu gel inkâr etme

Anne, baba olarak yapmamız gereken şey çocuğun eline o sazı vermektir. Bırakın gerisini o yapsın. Siz onun yeteneğini keşfetmesine olanak tanıyın ve mücadele gücü kazandırın. Gerisini ona bırakın dostlar.

…
İlkay Coşkun
20.05.2015
Sivas İrade Gazetesi / Yazı No: 47
İrade Gazetesi - Engelli Olmak - İlkay Coşkun


8 Mayıs 2015 Cuma

Kısa Kısa

Kısa Kısa

“Bu hafta da kısa kısa güncel mevzulara değinmek istiyorum”

Özgür birey olma, toplumu özgür bireyler olarak yetiştirmeyi önemsemek gerekiyor her daim. Ahlaki, vicdani ve insani perspektif içerisinde olayları ve diğer bireyleri sorgulayabilen, bağımsız ve özgür bireyler olabilirsek güç ve erk odakları bizleri daha az yönetirler. Doğumumuzla birlikte bizlere verilen yaşantımızı bir takım insanların güdümünde, esaretinde geçirmeye neden mahkûm oluyoruz ki. Yüksekte kalabilme arzusu asıl olan insanlar çoğunlukta. Çevrenize bakın genelde bu durumu göreceksiniz. Herkes istiyor ki askerim olsun emir komuta zincirim diri kalsın. Ben yöneteyim, ben erk sahibi olayım mücadelesi yapılıyor. Bu da pastadan daha fazla pay kapayım mücadelesinden başka bir şey değil.

Ülkemizde olayları bir irdeleyin. Yaşadığımız musibetlere baktığımızda bir takım güç odaklarının şirazesinin ne kadar kayık ne kadar batık olduğunu görüyoruz. Takiyye dahi diyemiyorum artık bu yaşananlara. Bol menfaat, bol ihanet, bol din dışı, bol siyonist. Her bir olay bizi biraz daha silkeliyor. Ülkemizdeki hainleri gör ve duy diye. Ülkemizdeki hainleri görme, gafletten uyanma, dayanma gücü ver Allah’ım. Başka bir yönüyle yaşadıklarımız “hep biz doğruyuz, tabii ki biz haklıyız” mücadelesi. Fazla gerilmeye gerek yok.  Bunlarda geçer ya hu!

Haydi, milletvekili olalım desem, kaç kişi susar? Haydi, bırakalım vekilliği başkaları yapsın desem, kaç kişi konuşur? Konuşanlar hep “ben ben” diyor. Susanlar ise hep “sen sen” diyorlar sanki. Politik duruşumuzu hep karşıdakilerin eksikleri, yanlışları üzerine kuruyoruz nedense. Konuşmalara dikkat edin bunu göreceksiniz. Kim milletvekili olmak ister diye sorun bakalım. Herkesin parmak kaldırdığını göreceksiniz.

Bir de, partilerden milletvekili adayı olamayacaklarını bile bile, aday adayı olanlar “ya tutarsa” inancına ya da taraftarlık beklentisine sarılmaktadırlar. Sayın milletvekili adayları ve partiler bol keseden ahkâm keseceklerine, “bilgim, tecrübem, çalışkanlığım oranında hizmet edeceğim” deseler daha inandırıcı olurlar bence. Parayı, zenginliği, makamı, vatan sevgisini sadece ve sadece kendilerine ve kendi zihniyetlerine hak gören zihniyetlerden de bizleri koru Allah’ım.

Kültür, sanat, yazarlık alanında eksik gördüğüm bazı konu başlıklarını sizlerle paylaşmak istiyorum. Her sanat dalında, her mesleki alanda ulusal hatta uluslar arası olma çabası güdülüyor. Bu durumda çağımızın önemli hastalıklarından olsa gerek. Şair ve yazarların bakın kendi yakın çevreleri tarafından kabul görülmeyenleri de vardır. Eşi, çocuğu, anne ve babası tarafından tanınanlar şanslıdırlar.  Bir şair ve yazarın, tanınırlığı, kabul edilirliği açısından eşi dâhil beş on kişinin yanında olması, şair ve yazarın avantajınadır.

Yazarlığı, şairliği sadece kendilerine hak gören, birçok dergilerde yazı veya şiir yayınlatabilen kalemler ne düşünürler? Kendi yaptıklarının çok ilgi görmesini isteyen dostları, başkalarının etkinliklerinde pek göremiyoruz nedense. Çok çok büyük zannettiğimiz insanların, çokta da büyük olmadıklarını görüyoruz bu vesile ile. Kızgınlık anlarını takip ettiğinizde göreceksiniz ne demek istediğimi. Üreterek iyi yazar, iyi şair, iyi sanatçı olunabilir ama tevazu göstermediğinizde iyi bir insan olamazsınız. Heybenizde eserleriniz olsun bolca ama n’olursunuz yerli yerinde çıkarıp sunun, severlere. Görüyorum ki hem yazan hem çizen nutuk atıyor boş sandığı meydanlarda. Meydanlarda aslında sessiz çoğunluklar var.

sırtını, kalorifer peteğine yaslayarak şiir yazan şair
nerede sımsıcak düşlerin, nerede hani güzel şiirlerin

Bunlar dünyalık işler dostlar. Gelip geçiyor hayat işte. Ölüm, şehir efsanelerini, korku imparatorluklarını, komplo teorilerini bir bir siliyor. Ölüm, kirlilikleri temizliyor bir şekilde.

Temiz, sağlıklı, huzur dolu günler dilerim.


İlkay Coşkun
13.05.2015
Sivas İrade Gazetesi / Yazı No: 46
İrade Gazetesi - Kısa Kısa - İlkay Coşkun - 13.05.2015 - Yazı No: 46

1 Mayıs 2015 Cuma

Ecdada Selam

Ecdada Selam Şiir Dinletisi Üzerine

Son günlerde şehrimizde gerçekleştirilen iki şiir dinletisi vardı. Birisine katılımcı olarak diğerine sadece dinleyici olarak katıldım. Dinleyici olarak bulunduğum şiir etkinliğinden bahsetmek istiyorum sizlere.

İlahiyat Fakültesi, Sosyal Etkinlikler Kulüp Başkanı Esra Çağıran ve Başkan Yardımcısı Samet Boga’nın organizasyonunda yapılan bir etkinlikti. 28 Nisan 2015 Salı günü saat 14.30 da Cumhuriyet Üniversitesi Kültür Merkezinde gerçekleşti program. “Ecdada Selam” ismindeki bu etkinlik, mehteran ekibi gösterisi ve atlı birlik gösterisi ile başlayıp şiir dinletisi ile devam etti. Program öncesi mehteran takımının, atlı birliklerin ve gazilerimizin yürüyüşleri, programa ayrı bir coşku ve anlam kattı. Program ismiyle de özdeşleşecek şekilde, biz Osmanlı torunlarına, manevi ve kahramanlık temalarını önceleyen anlamlı bir program sunuldu. Padişahlarımızı anlatan sinevizyon gösterisiyle program başladı. Devamında, Esra ve Samet’in seslendirdikleri Ertuğrul Gazi’nin Osman Bey’e nasihatiyle devam etti.  Ümmügülsüm Susamcı, Sultan Abdülhamid’in Peygamberimize yazdığı şiiri, Talha Karadağ, “Ben Osmanlı Torunuyum” şiirini seslendirdi. Emre Aslan, Hilal Artuk, Ayşe Torak, Fatma Çağıran, İshak Karyağdı, Emre Arslan,  Mehmet Sezen, Fuat Güler ve Erkan Yıldırım kardeşlerimiz birbirinden güzel şiirleri seslendirdiler. “Sanmanuz sürh oldu sinem kanlı yaşımdan benim” Kanuni Sultan Süleyman (Muhibbi) şiiri ve eşi Hürrem Sultan’a yazdığı başka bir şiiri, Osman Yüksel Serdengeçti’nin, “Bir Kahraman bekliyoruz”şiiri; Samet Boga, Fatih Sultan Mehmed’in “İstemem” isimli şiirini, Talha Karadağ, “ben Osmanlı torunuyum” şiirini, Ayşe Toprak, “Yavuz Gibi” şiiri, Ümmügülsüm Susamcı, Abdülhamid’in Peygamberimize yazdığı şiiri, Ramazan Hasçelik, Sultan Vahdettin’in “veda” isimli şiirini öncelikli olarak sıralayabileceğim şiirlerden diyebilirim. Ayrıca Erkan Yıldırım, 3.Murad’ın “Uyan Ey Gözlerim Gafletten Uyan” şiirinin hikâyesini ve Fuat Güler ilahisini okudu.  Şiir dinletisi içerisinde Sivas Belediyesi Mehteran takımının marşları ve semazen Adem Şahin’in sema gösterisi şiir dinletisinin maneviyat havasını pekiştirdi.

Salon tamamen dolu idi. Dinleyicilerin çoğunluğu üniversiteli gençler idi. Sıkılmadan, keyif alarak izledim tüm programı. Osmanlı macunu, Osmanlı şerbeti ve çiğ köfte ikramı da katılımcı ve dinleyicilerin ağzını tatlandırdı.

Bu işlerle uğraşan biri olarak şiir dinletilerini tabii ki önemsiyorum. Aynı kalitede, aynı doluluk oranında bütün şiir dinletilerinin olmasını beklemek belki hayal diyebilirsiniz ama şiir dinletilerinde şiirlerin öncelenmesini, dinleyicilerin bu şiirlerden istifade etmeleri çok önemli. Şairlerin kendi şiirlerini bu gibi organizasyonlarda şiir severlerle buluşturmalarını değerli buluyorum. Şöyle ki; emeği ve gayreti görüp değer verilmesi gerekiyor bir şekilde. Bu gibi sanatsal faaliyetlerde birçok eksiklikler olabilir fakat göze çarpan ve rahatsızlık verdiğini düşündüğüm eksik yanı, dinleyicilerin program bitmeden salonu terk etmeleri. Şiir dinletilerinde, farklı nesillerin bir arada olması ise çok güzel bir atmosfer. Gençlerin tertiplediği programlarda orta yaş ve üstü dinleyici ve şairlerin olması, bir şekilde de olsa kuşaklar arası diyalogu ve kültür aktarımını gerçekleştirecektir.

Bu gibi faaliyetlerde, amiyane tabirle, “kendin çalıp kendin oynama” durumuna düşmemek için, programları doldurmak bir yerde cazip hale getirmek adına ciddi emek, gayret göstermek gerekiyor.  Bu anlamda gençlerin gayretini, çabasını bu şiir dinletisi vesilesiyle tanık oldum. Tüm emeği geçenleri tekrar takdir ve tebrik ediyorum.

Genç kardeşlerimizin enerjileri hep yüksek oluyor. Allah, enerjilerini daim eder inşallah. Bu şiir dinletisinde, protokol konuşmalarının az olması, teşekkür, plaket gibi bölümlerin olmaması şiir severler nezdinde ayrı bir güzellikti. Gençleri şevklendirmek, yüreklendirmek, özgüvenlerini yüksek tutmak için bu tarz programların çok olmasını ve desteklenmelerini temenni ediyorum. Başarılarının devamını dilerim.
İlkay Coşkun
06.05.2015
Sivas İrade Gazetesi / Yazı No: 45

İlkay Coşkun-Ecdada Selam-İrade Gazetesi-06.05.2015