5 Eylül 2015 Cumartesi

İtibar


İtibar

İtibar anlayışı çok farklı, değişken anlamlar içeriyor. Kime göre, neye göre, hangi ortamda ki şartlara göre itibar?

Karnı doyan, güvenliğini sağlamış, azda olsa özgürlüğüne kavuşmuş olan insan için itibar önemli hüviyetlerden biri gibi gözüküyor. İtibarlı olmanın olumluluğu kadar itibarsız olmanın olumsuzluğu birbirini iten mıknatıs gibidir. En belirgin anlamda esnafın itibarı veya itibarsızlığını gözlemliyoruz.

Değer, kıymet, ayar gibi derecelendirme yapan sözcük sınıflamaları da beraberinde getirir itibarı. Kabul görmüşlük toplumun yargılarına, anlayışlarına, kültürüne, yaşanmışlıklarına ve bunun gibi birçok vasıflara göre şekillenir. İnsanın ilk oluşumundan beri gelen bu silsile, ilahi olan ve ilahiliklerin dışında ki inanışlarla da kendini tamamlar. Fizyoloji ve ruh bütünlüğü çerçevesinde kimliğini bulur.

Nasıl ki insanın şeytani kaba olan yönü insanı hep olumsuz istikamete sürüklediği gibi, bunun tam tersi olan yapıcı, olumlu hasletleri daha genel ifade ile meleki yanları büyük resimde ki yerinin şekillenmesinde en önemli etkenlerdendir.

Geniş perspektifte bu olayın kritiğini yaptıktan sonra gelelim şiirin ve şairin itibarı mevzusuna. Şiir ve şair toplumun dinamiklerinden birisidir. Toplum içinde şiir yazan, kendini şair gören hatırı sayılır bir zümre var. Coğrafyalara göre bazen az bazen çok değişkenlik gösterse de şair ve şiir hep olagelmiştir.

İçli, duygulu zarafetli şair, tabiatı, insanı, aşkı, sevgiyi imbikten süzer adeta. Türlü türlü rayihalarla, renklerle, karıştırıp şerbetler gözlemlerini. Müzikle, raksla, sözle dünyamızı daha şen yaşamanın ipuçlarını dizer satırlara. Maddeye sahip olan insan mana aleminde daha çok kendini bulur bu şekilde.

Daha güzelini, en güzelini yazmaya çalışan şair bir ömür başkalarıyla yarışır gözükse de kendisiyle yarışır adeta. Bu yolda emek veren şair ve şiir bu vesile ile pişer değer bulmaya başlar. Kendisini bulmaya başlayan şiir sever için kıymettir itibardır bu durum.

Nasrettin Hocanın, `Ye kürküm ye` benzetmesi gibi kişilerin dış görünüşüyle değerlendirildikleri bir toplumda, şair maddeyi aşıp mananın anlam bulduğu bir istikamete sürükler okuyucuyu ve yoluna böyle devam eder.  

Huzura kavuşma, huzurlu kalma çabasında olan şair, kelimelerin raksında kendini yaşar bir yerde. "Cam kırıkları gibidir bazen kelimeler, ağzına dolar şairin. Sussan acıtır, konuşsan kanatır" diyen Oğuz Atay gibi acıları depreştirir, hüzünlere tercüman olur kimi zaman şiir. “Gök kubbenin altında söylenmedik söz kalmadı” sözünün üzerine yatmaz yeni arayışlardadır şair.

İtibarı arayan şair ve şiir, bu amacın peşinde koşar belki de. Gizliden veya alenen olabilir bu çaba. Kimi kazanır kimi bulamaz ama çabalar insan, çabalar şair. Saygı duyulmak ister şair, sevilmek ister. Şiirinin kabulüyle, dünyanın en iyi mısraların sahibi olmak ister. Daha genel ifade ifadeyle, ölümü bile bile baki kalmak ister şair şiiriyle.

Şiirle kalınız.


İlkay Coşkun

İrade Gazetesi, 09 Eylül 2015 - Yazı No: 63
İrade Gazetesi-İtibar-İlkay Coşkun-09.09.2015

31 Ağustos 2015 Pazartesi

Seçim Hükümeti

Seçim Hükümeti

İki aylık kısa bir süre için seçim hükümeti kuruldu. Normal şartlarda iki parti yan yana gelip de iki aylık bir süre için seçim hükümetini neden kuramadılar anlamış değilim. Doksanlı yıllarda kurulan koalisyon hükümetlerinde partilerin bu kadar şartlı bir araya geldiklerini zannetmiyorum. Millet, partilerin şartlarına bakmaz. Hükümet kurup anlaşıp ülke ve hal için bir şeyler yapıp yapmadınız  mı ona bakar. Bu bağlamda, hükümet kurmaya yanaşmayan partiler, erken seçim sürecinde halkımıza neler diyecekler çok merak ediyorum. Kim doğru hareket etmiş kim yanlış hareket etmiş, bunu ülkesini seven seçmen en iyi şekilde değerlendirecektir.

Bazen parti törelerini, parti sultalarını aşarak, halkın ve ülkenin menfaatlerinin yanında yer aldığında, tarihe kahraman mı yoksa hain mi olarak geçiliyor göreceğiz bakalım. Erkan Mumcu örneğini yaşadık. Tuğrul Türkeş örneğini de görme imkanımız olacaktır. Bizler göremez isek bile tarihin arşivlerinde tüm bu oluşumlar yer alacaktır.

Özellikle Ak Parti seçim ittifaklarına her zaman kapısını açık tutmalı ki ülkemizde uzlaşma kültürü yaygınlaşsın. Küçük partiler kendilerini bu yelpazede gösterebilsinler ki ülkemiz için yeni alternatifler doğabilsin.

Ülkemizde partilerin uyguladıkları demokrasi anlayışlarını her zaman topal buluruz. Parti içi demokrasi teraneleri okumanın anlamı yok. Tencere dibin kara seninki benden kara benimkisi senden kara hikayesi dillendiriliyor.

Seçim tarihi kesinleşti. 7 Haziran seçimlerinde seçim güvenliği ve özgür iradenin seçime yansıması noktasında, dersler çıkarıp gerekli önlemleri almak devletin en önemli görevi olmalıdır diye düşünüyorum. Ak Partinin seçimlerde oy kaybetme etkenlerinden biri olan çözüm süreci bir bakıma halkın nefes alması olurken, terör örgütü pkk'nın toparlanma ve halk üzerinde baskı oluşturma süreci olmuştur. Kürt sorunu diye adlandırıp dağa çıkma bahanesi yaptıkları bir çok hakları bu süreç içerisinde devlet tarafından verilmiş ve bir çok Tayip Erdoğan ve Ak Parti düşmanlarının kaypak oylarıyla barajı aşıp 80 millet vekili gibi rüyalarında göremeyecekleri büyük bir oranla meclise girmişlerdir. Hal böyle iken, seçim sonrası terör olaylarının tekrar çatışmalara dönmesi düşündürücü bir o kadarda ders çıkarılması gereken durumdur. Bundan sonraki süreçlerde artık, "o hakkı istiyorum bu hakkı istiyorum, vermezseniz dağa çıkarım" deme lüksleri yok artık. Türk devletinin kendilerine verdikleri bu fırsatları, siyasi uzantıları değerlendirememişlerdir. Çözüm sürecini birçok olumsuzluklara rağmen bu yönüyle olumlu değerlendiriyorum. Her şerde bir hayır vardır. Olaya bu şekilde bakıp yolumuza artık tavizsiz devam etmeliyiz.

Bir başka konu da ülkemize ihanet edenlerin apar topar, elini kolunu sallayarak kaçması. Bu gibilerin kaçmasına bazen müsaade edeceksin ki ihanet edenlerin heykelleri yandaşlarınca dikilemesin. Suçları katlansın ve ‘suçu olmasaydı kaçmazdı’ denilebilsin.

Devleti yönetmek, kendinin olmayanı adaletli kullanıp vermek gibi zordur. Akıl baliğ bir iştir. Çeşit çeşit düşüncelere sahip insan birlikteliklerini, vatandaş kimliği ile vatan toprağında tutmak, yönetmek kolay olmasa gerek. Devleti yönetmek, cemaat yönetmeye benzemez. Cemaatte amaç, yöntem, insanlar daha düzenlidir. Devleti yönetmek daha karmaşık ve zor bir iştir.

Kendi fikriyatlarında, kendi partilerinin iktidarında her şey güllük güneşlik olacağını zanneden zevat, dünyanın dönüşü ve insanın ölümü gerçeğinde hayatı irdeleyelim birazda. Çok fazla politize olmayı da doğru ve sağlıklı bulmuyorum. Sonuçta bu ülke hepimizin. isterse kendi partimden olsun, çok fazla parti borazanlığı yapan, hayata sadece bu çerçeveden bakan insanları sosyal medya sayfalarımdan siliyorum bilinsin.

Kalın sağlıcakla.

İlkay Coşkun
İrade Gazetesi, 02 Eylül 2015-Yazı No: 62
İrade Gazetesi-Seçim Hükümeti-İlkay Coşkun

25 Ağustos 2015 Salı

Ülke Meseleleri -2 -

Ülke Meseleleri -2 -
Merhaba sevgili dostlar. 
Son yaşadığımız olaylar bizlere bir kez daha gösterdi ki, mevzu ne Kürt ne Türk ne de özgürlük meselesidir. Bütün mesele devşirildiklerini ve Türkiyeleştiklerini zannettiklerimizin, dışarıdan bir kaşık bal çalınarak uyandırılmasıdır.
İstikşafi görüşmeler sonlandı. İstikbali görüşmelere geçilip, ille de istikrar ille de istikrar denmedi maalesef. Milletin arzuladığı, milletin daha çok onay verdiği millet ve devlet menfaatlerine uygun bir hükümet kurulamadı.
Ülke dışarıdan ayarlı böylesine bir kaosun, karmaşanın içine atılmak istenirken, benliklerinin önüne geçemeyen siyasetçileri ibretle izliyoruz. Akan kanları musluk suyu sanıp da bu zor zamanda ortalıkta görünmemeyi siyasetten sayan sözde bazı vekilsizlerin takındığı tavırları da görmek gerek. Bu tavırları önümüzde ki seçimde sorgulayacak olan yine bizleriz. Hayırlısı bakalım. Erken seçimde tek başına bir iktidar çıkar inşallah. Bizim genç neslimiz koalisyon dönemini yaşamamış sadece kelime anlamını bilen bir nesil. Şimdi yaşadığımız durumu yaşamadıkları için şimdiki seçimde oylarını daha bilinçli kullanacaklarına olan inancım var. En azından bir kısmı için umut ediyorum.
Bir de bir vekilsizin tabiriyle, birilerini sallamak adına oyların nereye gittiğini hesaplayamayan bir kesimin oyları da kişi değil, ülke menfaatlerine yönelik kullanılırsa eğer, şimdi yaşanılan durumdan herkes kendi payımıza düşen kadar dersler çıkarır umarım.
Çok fazla karamsar düşünmek de istemiyorum.  Millet olarak bu şer gibi gördüğümüz süreçten hayırla çıkarız inşallah. Önümüzdeki seçimde akliselim oy kullanarak, şehitlerimizin boşuna ölmediklerini göstermeliyiz millet olarak. Haklarını bize helal etmeleri için bunu yapmalıyız en azından. 
İşin özeti kimi zaman işbirliği adında kimi zaman zaaflarımızı kullanıp eğiterek, etkileyerek, para vererek kendilerine hayran bırakarak birçokların ruhlarını satın almışlar almaya da devam ediyorlar. Abd-İsrail-Siyonizm-batılılar dindar, milliyetçi solcu, parti, cemaat olmamız onlar için hiç fark etmiyor.
Ne zaman ki devletimiz eğilimler, cemaatler ve para baronları dışındakileri de yönetime dâhil ettiğinde ülkemiz bağımsızlaşmaya ve özgürleşmeye o zaman başlar. Son -one minutes- çıkışıyla birlikte başlayan dışa başkaldırı sonrası, bugün gelinen nokta düşünmeye değer aslında.
Gerçek düşman ortalıkta pek gözükmüyor farkındaysanız. İşin acı tarafı bizden olanları eğitip, düşman olarak üzerimize salıyorlar. Kendi yüzünü göstermeyecek kadar alçak ve profesyoneller ne yazık ki. Bu güzel vatanda bunların maşası olan cahili de var sözde okumuş aydını da var. Vatan menfaatlerini rafa kaldırıp, kendi dünyevi menfaatlerine dokunan kişi üzerine kurgulanan oyunun bir parçası olmaktan hiç çekinmiyorlar ve onca kanın akması için güçlerini, kalemlerini birleştirip kullanıyorlar. Sizler bu ülkede çok sesi çıkansınız ama çok şükür ki azınlıksınız. Bu millet her şeyin farkında ve ne güzel demiş atalarımız, ‘keser döner sap döner, bir gün gelir hesap döner’ diye.
Ülke olarak daha da fazla çalışmalıyız, üretmeliyiz. Son on yılda aslında insanımızın neler yapabildiğini gördük. İhracat rakamlarına bir göz atarsanız ne demek istediğimi anlarsanız.
Medeni toplumlarda üretim çok çeşitlidir. Herkesi tarlaya bahçeye gönderen komünizm rejimlerin düştüğü hatalara düşmemek gerek. Ayrıca herkes yazacak çizecek diye bir gereklilik yok ama herkesin okuma zorunluluğu her zaman vardır diye de bir not düşmem gerekiyor. Örneğin, okullar, adliye sarayları gibi binaları ne zamanki gösteriş dışında fikirlerle ve ruhla yenilemeye çalışırsak eğer o zaman çoğu kurumu ayağa kaldırırız.
Her şeye rağmen hayat kısa ve öyle böyle geçiyor. Acıkanlar, menfaate doymayıp takışanlar ve kaçamak bakışanların yaşadığı işte bu hayat. Ölüm eşitliyor insanları. Zengin-fakir, cahil-okumuş hiç fark etmiyor bir şekilde de olsa. Hayat ‘ben yaşlandım’ diyemeyen gönül ile ‘ben öleceğim’ diyebilen aklın flörtüdür aslında.
Sağlıklı, huzur dolu günler dilerim. Sağlıcakla kalın.

  
İlkay Coşkun
İrade Gazetesi, 26 Ağustos 2015-Yazı No: 61

İrade Gazetesi-Ülke Meseleleri-2-İlkay Coşkun

13 Ağustos 2015 Perşembe

Sivas’ın Öz Değeri Ali Şahin Canozan

Sivas’ın Öz Değeri Ali Şahin Canozan
Merhaba sevgili dostlar. 

Bu hafta Sivas’ın öz değerlerinden Ali Şahin Canozan’ı köşemde misafir etmek istiyorum.

Ali Şahin Canozan abimizle tanışıklığım yirmi sene öncesine dayanıyor. 1990-2000 yılları arasında özel bir televizyonda hazırlayıp sunduğu ‘Mısra Yağmuru’ ismindeki program vesilesiyle tanıştım kendisiyle. O yıllarda Sivas’ımızda çok güzel edebiyat sohbetleri yapan nadide insanlardan biriydi. ‘Dostlar meclisi kültür sohbetleri’ yıllarca devam etmiş olan bir etkinlikti. Çeşitli konferanslarda yer alırdı. Sivas’ta o yıllarda kendisini tanımayan yok gibiydi. Edebiyatı, şiiri bana sevdiren insanlardan birisidir Ali abi.

Canozan, Ali Bey’in mahlasıdır. Soy isminin devamına eklenmiştir. Bu mahlas çokta yakışmıştır kendisine. Canozan mahlası o kadar çok benimsenmiştir ki çoğu insan soy ismi zanneder.

Ali Bey’i tanımlayan en önemli kelime ne derseniz, Yunus derim. Kendisi tam bir Yunus Emre hayranıdır. ‘Benim pirim, üstadım Yunustur’ sözünü sık sık tekrarlamıştır.

Canozan’ın dilinden düşürmediği, sürekli tekrarladığı cümle ise şudur. ‘İnsan noksanını bilmek gibi irfan olmaz’ sözüdür. Bu ifadesi ile tam olarak şiire, edebiyata, şaire, insana, hayata bakış açısını çizmiştir adeta. İlle ahlak ille ahlak, edep ya Hu der gibi.

Nisan 2015’te yayınlanan ‘Akşam Hüznü’ şiir kitabını gördükten sonra yazmış olduğu şiirlerinin hiçte az olmadığını gördüm. Neden şiir yazma işini ihmal ediyorsunuz diye sorduğumda, Yunus şiirlerini okuduktan sonra, şiir yazmaya ar ettiğini belirtmişti.

Kendisiyle ilgili olarak türkü sevgisini, hece şiiri sevgisini, Bekir Sıtkı Erdoğan’ı, Han Duvarlarını, Âşık Ruhsati’yi, Seyrani, Sümmani, Sefil Selimi, Emrah, Veysel, Ahmet Kutsi Tecer, Necip Fazıl gibi birçok isme olan hayranlığını sıralayabilirim. İrticalen türküler okur, şiirler okur. Canlı antolojidir desek yeridir. Ezberinde, seçilmiş o kadar çok şiir vardır ki şaşırırsınız. Divan şiirlerinden tutun da Cumhuriyet dönemi şiirlerine kadar, günümüz tanınmış hece şairlerine kadar çok şair ve şiiri barındırır hafızasında.

Âşık ve ozanlarla şiir atışmaları yapar. Sivas folkloru üzerine yaptığı çalışmalar da mevcuttur. Bu çalışmaları birçok araştırmacıya kaynak olmuş birçok öğrencinin yetişmesine vesile olmuştur. Revak dergisi başta olmak üzere yerel dergi ve gazetelerde yazıları ve şiirleri yer aldı. 

Şiirin, türkünün kaynağını –tabiat- olarak niteleyen Canozan, bir dörtlüğünde şöyle seslenmektedir.

Kaç sevdalı yolcu sığındı size
Bağrında kaç âşık saz çaldı dağlar?
Kerem’den Emrah’tan
söz etsenize                                   
Anlatın, onlardan ne kaldı dağlar?

Ali Şahin Canozan’ın bir diğer belirgin özelliği kitap tutkusudur. Kitabın, iyi kitabın kokusunu çok iyi alır. Sahafların yolunu zaman zamanda beraber arşınladığımız olmuştur. İstediği bir kitap oldu mu peşine düşer. Değerli bulduğu kitapların şeceresini tutar adeta. Hatta bir dönem eski kitap alım satım işine de girmişti. Kitaplarının ciltlemesine varıncaya kadar ilgili ve kitapla haşir neşirdir.

Ozanımız aynı zamanda iyi bir derlemecidir. Köy köy gezip hikâyeler, türküler derlemiştir. Araştırmacı yönünü hep canlı tutmuş, öğrenmekten ve öğretmekten hiç geri kalmamıştır. Mum sekili odaları, Gaze Düğünleri gibi unutulmaya yüz tutmuş kültürlerimizi yeni nesillere aktarmıştır.

Yazılarında kültür ve şahsiyetlere çokça yer vermiş, dili ve medeniyet tasavvurunu daima öncelemiştir. Ayrıca milli, kültürel değerleri kaybetmeden ilerleme, gelişme, şehirleşme konularına çok ehemmiyet vermiştir. ‘köyden geldikleri gibi kalmışlar’ eleştirisini birçoklarına yapmaktan çekinmemiştir.

Ali Şahin Canozan                          

        Asıl adı Ali Şahin’dir. 1945 yılında Ulaş ilçesine bağlı Başçayır Köyü’nde doğdu. İlkokulu Deliktaş Bucağında 1959 yılında bitirdi. Ortaokulu Ulaş’ta, Ticaret Lisesini Sivas’ta bitirdikten Sonra 1971-1973 yılları içinde Ankara da askerlik görevini tamamladı. 1974 yılında Sivas Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nde memuriyete başladı ve aynı kurumdan 1999 yılında emekli oldu. 1992 yılında Âşık Noksani ve Şiirlerinden Seçmeler ve Karasarlı Âşık Seyid’in Şiirleri isimli iki derleme eseri yayınladı. Çeşitli yerel gazetelerde yazılar yazan Ali Şahin CANOZAN, 10 yılı aşkındır Sivas Radyo ve Televizyonunda “Mısra Yağmuru” adlı şiir sohbetleri hazırlayıp sundu. Rahatsızlığı sebebiyle aktif edebiyat çalışmalarından biraz uzak kaldı. 2015 yılı Nisan ayında Sivas Belediyesi’nin katkılarıyla yayınlanan ‘Akşam Hüznü’ isminde kitapla şiirlerini sevenleriyle buluşturdu.

Canozan’ımıza, Allahtan şifa diliyorum.
Şiir kitabına da ismini veren ‘Akşam Hüznü’ şiiriyle yazımı sonlandırmak istiyorum.

Sağlıcakla kalın.

Akşam Hüznü

Âşıklar kanıyla kaynaşan akşam
Damlalar kaydırır yanaklarıma
Kızıl bulutlarla oynaşan akşam
Siyah kefen gezer ayaklarıma

Yavaşça sönerken ufkun yangını
Karanlıklar kaplar Tecer Dağı’nı
Bodur meşelerin boz yaprağını
Poyraz savuruyor ayaklarıma

Anma gönül anma ayrılık günü
Bir ölüm şarkısı kadar hüzünlü
Güneşin batıya gömüldüğünü
Gördükçe dalarım uzaklarıma

Her an aynı hayal, aynı çağrışım
Dalar uykusuna bu hoyrat başım
Nankör talihimle sonsuz savaşım
Elimi dert yapar şakaklarıma

Şu yanık ozanın derdini anla
Bir gün yaşamadı güzel cananla
Anlarsın vefasız beni zamanla
Bak titreme geldi dudaklarıma

İlkay Coşkun
İrade Gazetesi, 19 Ağustos 2015-Yazı No: 60
İrade Gazetesi-Ali Şahin Canozan-19.08.2015
 

7 Ağustos 2015 Cuma

Sivas’ın Öz Değeri Kadir Üredi

Sivas’ın Öz Değeri Kadir Üredi

Merhaba sevgili dostlar.

Sivas’ın öz değerleri yazı dizimde bu hafta Kadir Üredi ağabeyimi konuk etmek istiyorum. Kısa bir süre önce eşimle birlikte, evinde kendisini ziyaret ettiğimiz Üredi ailesinin selamlarını getirdim sizlere. Sevgili eşleri Remziye Hanım’ın Sivas insanına yakışan içten, samimi karşılamaları bizi ziyadesiyle memnun etti. Kadir Ağabey’in geçirdiği rahatsızlıklardan sonraki iyileşme sürecinin hızlı olduğunu görmek bizi ayrıca mutlu etti. Buradaki en büyük yardımcısı, hayat arkadaşı olan Remziye Hanım’ın göstermiş olduğu fedakârlıktan etkilenmemek mümkün değildi. Yüreğine gönlüne sağlık diyoruz kendilerine.   

Araştırmacı Yazar Kadir Üredi’yi bir kelime ile anlatır mısınız deseniz? ‘Beyefendi’ derim. Beyefendi kelimesini layığıyla taşıyan Sivas’taki en önemli kişilerden birisidir bence. Beyefendi kelimesinin içini tam olarak doldurmaktadır kendisi. Giyimi, hitabeti, konuşma üslubundaki yumuşaklılığı, duruşu, anlam yüklü sessizliği gibi birçok halini bu özelliğine dâhil edebiliriz. En önemli hasletlerinden diğeri aşk derecesinde ki Sivas sevdasını söyleyebiliriz. Daha çok özlemini çektiği eski Sivas aşkıdır bu. Yirmi yıla aşkındır aynı mahallede oturmamıza rağmen son on yılda Kadir Bey’le tanışma ve görüşme imkânım oldu.

2006 yılında yayınlanan ilk kitabı, ‘Bir Şehrin Beş Hali’ ile birlikte birçok insanın Araştırmacı Yazar Kadir Üredi’yi tanıma imkânı oldu. 2006 yılında Türkiye Yazarlar Birliği tarafından yılın şehir kitabı seçilmesi, ödül alması Sivas’ımız için çok anlamlı olmuştur. ‘Şehrin Ahşap Zamanı’ geldi hemen arkasından. Güzel bir sürpriz de -yeni öğrendim- ‘Bir Şehrin Beş Hali’ kitabının devamı hüviyetinde yepyeni bir kitap ‘Evde misiniz ben geldim gardaş’ geliyor. Şuan yayınevinde, matbaada yayınlanma aşamasındaymış. En kısa zamanda raflardaki yerini alacak inşallah. Heyecanla bekliyoruz.

Kadir Bey’le Sivas yürüyüşleri yaptığımız sıralarda, önemli yapıların, yolların, su kanallarının önceki hallerini anlatırdı bana. Allah vergisi hafızası ve dikkatli haliyle, şehirde ne olmuş ne yapılmış bir bir anlatması beni hayretler içerisinde bırakmıştı o zamanlar.

Araştırmacı Kadir Üredi Bey’in gençlik yıllarında yazmış olduğu eserler maalesef babası tarafından o vakitlerin manav hüviyetinde olan aktarlarına baharat,  karşılığı değersiz kâğıt olarak satıldığından kaybolmuşlardır.

Kale Cami sadaka ve yitik taşları, Hükümet Binası, Kongre Sarayı, Jandarma Binası, Çifte Minare, Buruciye Medresesi gibi tarihi mekânların taşları üzerine, yapılışları ve onarımları üzerine ciddi manada kafa yormuştur. 1992 yılında Sivas halkının yakından tanıdığı Müjgan Üçer Hanımefendiyle tanışmasıyla edebiyat çevresine ilk adımını atmış oldu. Uzun yıllar Revak, Hayat Ağacı, Sultan Şehir, Sivas Kültür başta olmak üzere birçok dergide yazıları yer aldı. İrade Gazetesinde de zaman zaman yazıları yer almaktadır. Yazarımızın sade dili, imgelerdeki özgünlüğü, cümlelerdeki vurguları, asude dili yazılarını keyifle okutturmaktadır okurlarına.

Zarafet yüklü bir insandan özenli, estetik, güzel el yazısı ile Sivas’ı tanımak ayrı bir güzelliktir. Kalemini güzel kullanan, özenerek yazan insanlara hayranlığım her zaman olmuştur. İlkokul yılları olan 1940’lı yılların başında okul arkadaşlarının ve öğretmelerinin isimlerini, bu gün gibi hatırlaması insanı başlı başına hayretler içinde bırakıyor.

Kadir Bey’in koleksiyonculuk özelliğinden bahsetmeden geçemeyeceğim. Kendileri çok iyi bir antika saat koleksiyoncusudur. Ziyaretimizde evinde çalışır vaziyetteki bu saatleri görmek güzel bir anı oldu bizim için.

Yazarımız gerek sohbetleriyle, gerek verdiği söyleşilerle her fırsatta gençlerle bir araya gelmekteydi. Bu durumdan memnuniyetini birçok zaman dillendirmiştir.

Şehirlerin sessiz tanıkları vardır. Bu tanıklar aramızda dolaşırlar ama biz bunların genelde farkında olmayız. Seksen yılı aşmış bir ömür Sivas’ımıza her dem tanıklık etmiştir. Ne mutlu ki böyle tanıkları olan şehirlere ve bizlere.

‘Sivas’ın Sessiz Gözlemcisi’ olarak bilinen Kadir Bey’e eşi Remziye Hanım’la birlikte sağlıklı uzun ömür dilerim. Teşekkür ederim.

Sağlıcakla kalınız.

Araştırmacı Yazar Kadir Üredi

1933 Sivas doğumlu. 1946 İsmet Paşa İlk Mektebi'ni bitirdi. 1952 Sivas Erkek Sanat Enstitüsü'nün 5. sınıfından ayrıldı. Çocukluğundan beri arkeoloji merakı olmasına rağmen,  okul ve sonraki dönemlerde dede, baba mesleği olan dülgerler sanatını öğrendi. Askere gidinceye kadar ve askerlik dönüşü Sivas'ta onlarca ahşap ev ve konağın inşasını yaptı. 1957 Sivas Cer Atölyesi'nin Modelhane Şubesi'ne işçi olarak girdi. Sanat Okulu'nda öğrendiği teknik bilgiler ve teknik resim okumayı bu işyerinde daha fazla ilerleterek uzman usta daha sonra da posta başı unvanlarını aldı. Çalıştığı süre zarfında, buharlı lokomotiflerin silindirleri, dizel lokomotiflerinin motorları yanında vagonların makinelerin yıpranan kırılan parçalarının yeniden dökülüp yapılması için yüzlerce model yaptı. 1987 yılında emekli oldu.

Kitapları:

Bir Şehrin Beş Hali - 2006 - Ötüken Neşriyat
Şehrin Ahşap Zamanı - 2009 - Ötüken Neşriyat
Evde misiniz ben geldim gardaş –2015 (En kısa zamanda raflardaki yerini alacak)


İlkay Coşkun          
İrade Gazetesi, 12 Ağustos 2015-Yazı No: 59
İrade Gazetesi - Kadir Üredi - İlkay Coşkun - 12.08.2015

3 Ağustos 2015 Pazartesi

Sivas’ın Öz Değeri Âşık İsmeti

Sivas’ın Öz Değeri Âşık İsmeti
Merhaba sevgili dostlar. 
Sivas’ımızın öz değerleri yazı dizisine bu hafta Âşık İsmeti ile başlamak istiyorum.  Gazete köşem için yazdığım bu yazı takdir edersiniz ki derinlemesine, geniş içerikli bir yazı değildir. Gerek gazetedeki köşemin hacmi gerekse de uzun yazıların gazete için uygun olmaması nedeniyle affınıza sığınıyorum. Sivas’ta Âşık İsmeti’yi tanımayan yok gibidir. Seksen yaşını aşmış ozanımıza Allah uzun ömürler versin. Abdulkadir Namlı ismindeki ozanımız daha çok Aşık İsmeti mahlasıyla tanınmakta ve bilinmektedir. İlerlemiş yaşına rağmen bulunduğumuz dost meclislerinde Âşık İsmeti ile karşılaşmalarımız oluyor. Yirmi seneyi aşkındır ozanımızı tanıma şerefine ulaştım. Çıkardığı kitapları işyerimize getirirdi. Kitabından şiirler okurdu. Âşık İsmeti şiiri bana sevdiren şairlerden birisidir. Gerek hafızası gerekse hitabet yeteneği, tatlı dili ve müşfik şiirleri beni her zaman etkilemiştir. Nurani yapısı, beyazlamış sakalları, nurlu yüzü bir asra şahitlik ediyor adeta. Pir-i fani görüntüsü,  vakur ve ağırbaşlı duruşu insana huzur veriyor. İnsanın sürekli dinleyesi geliyor. Feyiz alıyoruz varlığından.
Dini, tasavvufi ve hikmetli manzumeleriyle bir bütün adeta Âşık İsmeti. Şiirler ozanına ve ozanına şiirleri çok yakışıyor. Ozanımız hakkında yazılmış olan değerlendirme yazılarında daha çok mistik ve hikmetli deyişleri kapsayan tasavvufi yönü ele alınıyor. Gerek şiiriyle gerekse gençlerle sık sık bir araya gelmesi yönünden genç kalan ozanlarımızdan biridir Âşık İsmeti. Böyle kıymetli birisinden kim istemez ki nasihatler almayı, hikmet dolu hikâyeler ve şiirler dinlemeyi.
Şairlik, yazarlık bir dil işçiliğidir. Allah ömür ve sağlık verdiği müddetçe bu işçilik devam etmelidir. Yarım asrı geçkindir bu işçiliğe devam etmektedir ozanımızın.

Dert çekmek, derdi olmak, çile ızdırap çekmek, yetim olmak, fakir olmak gibi olumsuzluklar insanın kaleme sarılmasını tetikliyor olmalı. Sekiz çocuğu büyütmek, iaşelerini kazanmak, onları okutmak ve hayata hazırlamak önemli dünya işlerinden olmuştur. Her insanın ömrü hayatında dönüm noktaları vardır. Önemli olan bu dönüm noktalarını iyi görmek, iyi değerlendirip iyi yaşamaktır. Ozanımızın yirmili yaşlarda bade içmesi dönüm noktası olsa gerek. Diğerkamlık insan ilişkilerinde en önemli, en kıymetli hasletlerdendir. Kişisel fayda gözetmeden diğer insanlara, insanlığa faydalı olmayı düşünmek ve faydalı olmak ne kadar güzel bir haslettir.  

‘Çiçek açmayı, bülbül ötmeyi kimden öğrendiyse bende âşıklığı ondan öğrendim’ diyen ozanımız, her ne kadar ustasının ve çırağının olmadığını belirtse de, Âşık Furkanı ve başka ozanların İsmeti’yi örnek aldıklarına göre ustası ve çırağı var diye biliriz ozanımızın. Feyiz aldığı şairler ozanlar çoktur elbet. Âşık Ruhsati, Abdurrahim Karakoç, Baharözlü Âşık Feryadi başta olmak üzere birçok isim sayabiliriz.

Mektuplaşmalar, atışmalar, âşıklar bayramı, ozan meclisleri, dost meclisleri gibi birçok etkinlikte bulunan ozanımız halkın içinde halkla beraberdir. Aynı zamanda iyi bir arşivcidir ozanımız. Fotoğraflar, mektuplar, buluşmalar ve bunların kayıt altına alınmaları çok önemlidir ozanımız için. Program ve etkinliklerin küçüklü büyüklü olmalarına bakmaz. Yerine göre ilkokul öğrencilerle de buluşur, âşıklar bayramında da kürsüde şiirleriyle tatlı sohbetiyle yerini alır.
Merak ve öğrenme isteği olan ozan, her zaman yenilik ve üretme peşindedir. Eğitime, öğretime, hocalara önem verdiğini birçok şiirinde dillendirdiğini görüyoruz. Ozanımız, hece şiirlerin birçok türünü kalemine almıştır. 

Halk edebiyatında yöresel kelimelerin gündelik hayatta kullanıldığı gibi yer alması akıcılığı, canlılığı sağlar. ‘Boş işlerin peşinde’ isimli şiirinde ozanımız;

‘İsmeti’yim olmuşum rüyaların çırağı/ Pir elinden içince yakın gördüm ırağı/ Perdeleri yırtanın dağlar olur durağı/ Boş işlerin peşinden yelmeyinen olmuyor.’

‘Beş on derde durup eyvah mı derim/ yüreğimde yara yüz olmayınca’ diyen ozanımız Allaha teslimiyetin kodlarını bize veriyor adeta.

‘Kalbim bir arının kovanı gibi/ iyilerin sevdasıyla doludur’ diyen ozanımız dünyaya, insana bakışının portresini çizmiştir adeta.

Ozanımızın nasihat içerikli şiirinden bir dörtlük paylaşmak istiyorum.

‘Selamım var halleri hal içinde bilene/ doğru demiş söyleyen ilmin başı sabırdır/ çetin dağlar üstünden aşıp yoldan gelene/ olgunlaşmak istersen kulun işi sabırdır.’

Kendi üzerinden de nasihatleri vardır ozanımızın.

‘İsmeti’yi sorarsan derdinden ders alıyor/ Hikmetleri düşünüp derinlere dalıyor/ Sabırlara sarılıp anca öyle kalıyor/ Kaderinden hiç kimse ötelere kaçamaz.’

‘İsmeti’ye sorarsan yerde neyi arıyor/ Bilmiyor ki kendini boş şeylere yoruyor/ Sevdiğimin önünde yedi perde duruyor/ İman öze inmeden kulun gözü açılmaz.’

Başka bir şiirinde, dünyaya bakış açısını gösteren berceste bir mısra adeta.

‘İsmeti’yim dersliyim bahçelerin gülünden’

Âşık İsmeti

1934 Sivas Kâhtalı Köyü doğumlu. İlbeyli yöresi şairlerindendir. 1945 yılında babasının ölümü üzerine iki kardeş yetim kalır. 1968 yılında köyünden Sivas’a göçer. Okuma ve yazmayı sonradan öğrenir ve İlkokul diplomasını kendi imkânlarıyla sonradan alır. 1979 yılında Sivas çimento fabrikasından emekli olur. Sekiz çocuk babasıdır. Bu güne kadar hakkında dokuz kitap hazırlandı. Ulusal ve yerel birçok televizyonda, radyo ve gazetelerde yer aldı.

Âşık İsmeti ozanımıza sağlıklı, hayırlı, uzun bir ömür dilerim.
Ozanımızın güzel bir şiiriyle yazımı sonlandırmak istiyorum.
Sağlıcakla kalın.

Yolcuyum

Varsın güneş saklansın bulutların ardına
Aklar ile karanın arasında yolcuyum
Beni davet ederler hakikatler yurduna
Cevap ile sorunun arasında yolcuyum

Ansızın gelip geçti kazancım yok dünümde
Korkular korkutmadı ümit vardı günümde
Dereler derinleşsin dağlar dursun önümde
Kolay ile zorunun arasında yolcuyum

Tepeleri düzleyip dumana yol gösterdim
Sevenlere saygımı sorana hal gösterdim
Toprak oldum serildim göğsümde gül gösterdim
Çiçek ile arının arasında yolcuyum

Gözüme izin verdim doyası yaşı aksın
Teselliye gerek yok ağlatan dönüp baksın
Ateşle kardeş oldum yakarsa hemen yaksın
Külü ile narının arasında yolcuyum

İsmeti'yi sorarsan gününe gün ekliyor
Atım binek taşında gem vurulmuş bekliyor
Bilmiyorum terkime yükleyen ne yüklüyor
Bu gün ile yarının arasında yolcuyum

7 Ağustos 1992
Tepedeki Işık... Âşık İsmeti Sivas


İlkay Coşkun                                
İrade Gazetesi, 05 Ağustos 2015-Yazı No: 58
İrade Gazetesi - Aşık İsmeti - İlkay Coşkun

26 Temmuz 2015 Pazar

Ülke Meseleleri

Ülke Meseleleri

Merhaba sevgili dostlar. 

Uzun uzadıya, derinlemesine ülkemiz sorunlarına siyaset üstatları dururken benim girmem doğru değil ama naçizane bir vatandaş olarak gözlemlerimi paylaşıp bu konularla alakalı bazı noktalara değinmek istiyorum izninizle.

Derin analizler yazılıyor, birçoklarını da okuyoruz ya da televizyonlarımızdan bu sorunların değerlendirmelerini birçok ağızdan dinliyoruz. Son birkaç haftadır özellikle ramazan bayramı sonrası, Suriye ve güneydoğumuzda bir karmaşa bir hareketlilik baş gösterdi. Koalisyon çalışmalarının devam ettiği ve erken seçimin olacağı yavaş yavaş dillendirilmeye başlandığı bu boşlukta, dış odakların ve amaçları ülkeyi karıştırıp birilerinin ekmeğine halis tereyağını sürmek isteyen eski Türkiye sevdalılarının kol kola girip ülkemizi karıştırma çabalarını duyarlı her vatandaş gibi bende üzülerek izliyorum. Sisli havalarda avlanmaya çıkan kurtlar misali savaşlardan, karmaşadan beslenen güçler, meydanlarda tekrar boy göstermeye başladı ne yazık ki.

Ülkemiz bu sıkıntılarla mücadele ederken, iktidar olmak istemeyen bir parti devlet olmak isteyen bir cemaat gözlerimizin önünde arzı endam ediyor. Bir terslik var bu işte ya cemaat parti olmalı ya parti cemaat.

Doku uyuşmazlığını bile bile yapılan cerrahi müdahalelerin sonu hep kangrenle hep hüsranla sonuçlanmıştır. Muktedir olabilme mantığını iyice süzüp, hükümet kurma çalışmalarında doğru hareket etmek gerek.

Çok kritik bir noktada, adeta ateş çemberinde bulunan ülkemizde iktidar partisi olmak, ülkeyi yönetmek zordur. İktidar olup dışarıda ki baskılara karşı dimdik duracaksın, muhalefetin eleştirilerine muhatap olacaksın, menfaati çakışanlarla kavga edeceksin vs. Boşuna değil Bahçeli’nin muhalefette kalma isteği.

Ülkeyi yönetmek için verilen görevlerin ehil ve hak eden ellerde olması en doğrusu. Zor zamanlarda kim kılıç sallamış? Ganimetlere ilk kim üşüşmüş? İyi bellemek gerek. Kahramanları, yağcıları ve menfaatlerinin ardında top koşturanları iyi görmek gerek.

Acılarla sıkıntılarla zorluklarla tarih boyu hemhal olmuş insanımızın âlicenaplığını günümüzde de görmemizle beraber diğer taraftan herkesin kendi acısında kendi yarasında insanlığı aklına geliyor. Herkesin kendi acısını öncelediğini görüyoruz.

Bir de her fırsatı kendine layık ve hak gören bir mantık var maalesef.  Bir örnek verecek olursam; kendilerini devletin, vatanın sahibi görüp de paralı askerlik fırsatından yararlanan vatandaşlar var. Sizler bari başkalarının fırsatları değerlendirmelerine hoplamayın derim. 

Ramazan ve ardından bayram üzerine bir kaç cümle kurmak istiyorum izninizle.

‘Şehit annelerinin gözyaşları yağarken, bayram gelmiş umurumda mı?’ duyarlılığını yaşamak hassas insanların, dertlerle dertlenebilen insanların düşünebileceği bir olgudur. Ne mutlu ki vatanımda böyle duyarlılıkları olan insanlar var.

‘Şeker bayramı ‘şeker tadında bir bayram’ sözlerini boykot edip, -Ramazan Bayramı- demek en güzeli. En önemlisi de bilim insanlarının fazla şekerin sağlığa zararlı olduğunu dillendirmişlerken.

Birde bayramlarda çalışanlarımız var. İşe girmek için şartlarla hep kavga ederiz işe gireriz, ‘bayramlarda çalışmayalım’ sevdasına düşeriz. Eğer bayramlar için ek bir ücret alacaksak ‘ille ben çalışayım’ kavgasını ederiz. Velhasıl işimiz gücümüz kavga.

Dün yaşandı ve bitti. Bugün ve yarın için neleri doğru yapabiliriz-in kritiğini yapmak ve bu doğrultuda hareket etmek en mantıklısı.

Kalın sağlıcakla.

İlkay Coşkun
İrade Gazetesi, 29 Temmuz 2015-Yazı No: 57
İrade Gazetesi-Ülke Meseleleri-İlkay Coşkun

16 Temmuz 2015 Perşembe

Sivas’a Dair


Merhaba sevgili dostlar. 
 
Sivas üzerine çok yazıldı çizildi. Sivas hakkında güzellemeler yaparak, bilindik cümleleri tekrarlamak istemiyorum.
 
Sivas merkezde uzun yıllardır yaşayan, Sivas’ın on altı ilçesini de çokça görmüş gezmiş biri olarak tabii ki Sivas hakkında bir şeyler yazma cesaretini buluyorum kendimde. Sivas toprağına giriş yollarını, dağlarını, ovalarını, tarihini gören biri için Sivas’ın zenginliklerini görmemek ahmaklık olsa gerek.
 
Coğrafi ve tabiat şartları, insanların günlük yaşam şekillerini etkileyen en önemli unsur diyebilirim. Tipik iç Anadolu hüviyetini taşıyor Sivas’ımız adeta. Kültürüyle, gelenekleriyle, dini hayatıyla Anadoluluğu yaşayan özel bir şehirdir Sivas. Genelde Anadolu şehirlerinden çok farklılıklar görülmese de özelde her şehrin olduğu gibi Sivas’ın da çok farklı ve özel yönleri vardır.
 
Ulu Camii, Meydan Camii gibi ibadethanelerin çıkışlarında, vakur duruşlu ihtiyar amcaları, dedeleri görmüş, yılların insan bedeninde ki duruşunu hepimiz gözlemlemişizdir. Yaşanmışlıkları, sıkıntıları, dertleri, şehrin yükünü sırtlanmış, çınar misali gözümüzün önünde duruyor bu değerler. 
 
Etli pide fırınlarındaki, pazarlardaki, berberlerdeki, kıraathanelerdeki, çay ocaklarındaki ve sair mekânlardaki içten, yerine göre hararetli paylaşımlara çokça şahit olmuşuzdur. Sivas lokantalarındaki bol kepçeden yenilen yemekler sonrasında, insanların karınları fazlasıyla tok olarak ayrıldıklarını çokça duymuşuzdur özellikle Sivas’ta misafir olan dostlarımızdan. Çay tüketiminde ise Sivas’ımız kaçıncı sırada olduğunu bilmiyorum ama ön sıralarda olduğumuzu tahmin ediyorum.
 
Suyundan toprağından olsa gerek ozanlık, şairlik, âşıklık hali hep olagelmiştir Sivas’ta. Dertler, aşklar, ağır kış şartları yazdırır insana şiirleri. Büyük bir âlimin, ozanın, şairin çevresinden ne çok insan beslenir. Kendine küçük bir dünya kuran insan, farkında olmadan büyük dünyaları yaşar adeta. Tarihi mekânlara sinmiş yaşanmışlıkların izleri kendi halleriyle ne çok dersler verir bizlere. Sessiz yaşamlardan, Yukarı Tekkeden ne çok ibretler akseder biz yaşayanlar için. Şehrin üzerine üfler ölü toprağını her esen yel.
 
Gölova’ya, Gürün’e yüksek bir noktadan bakmak ya da Divriği Ulu Camii de namaz kılmak kaç kişiye ve kimlere nasip oldu acaba?
 
Bazı yüzyıllar vardır şehirlere mührünü vurmuştur. 12. Yüzyılın Sivas’a vurduğu mühür gibi. Sivas’ı kültür şehri yapan Abdulvahabi Gazi, Ahmet Turan Gazi,  Şemsi Sivasi, İhramcızade İsmail Hakkı Toprak gibi büyük değerler gelip geçmiştir bu topraklardan. Allah hepsinden rahmetini esirgemesin. Yaşadığımız bu yüzyılda bizim neslin bir mührü olacak mı bilemiyorum ama geçen yıllara göre silik bir mühür olur diye düşünüyorum.
 
Muhacir-Ensar birlikteliğinin en iyi yakıştığı bir şehirdir Sivas. Köy danasının değeri olmaz, köy çocuğu efendi olmaz dense de halk arasında, hak edene değer vermek esas olmalıdır. Sivaslıların kendi şehrinden olmayan insanlara daha çok değer verdiği söylenir. Bu genel eğilim Sivaslının âlicenaplığını göstermektedir aslında. Birçok bölgede fazlasıyla yapılan hemşericilik faaliyetlerinin içerisinde olup diğer insanları dışlamak hoş olmayan bir davranış biçimidir. Bu hastalıklı halin Sivas’ımızda daha az olduğu kanaatindeyim.
 
Bir güzel bakış da Sivas’a küsen insan için ‘insan sevdiğine küser mi?’ mantığı çerçevesinde değerlendirmek gerekir.
 
İnsan yaşadığı şehrin hatta ülkenin kıymetini bilemeyebiliyor. Elinden kayıp gidince kıymetleniyor çoğu değer. Sivas’ımızın değer kaybını en çok bu noktada olduğunu gözlemliyorum. İnsan her yerde insandır, toprak her yerde topraktır yaklaşımındaki düz mantık yerine, şehirlerin tarihini ve kültürünü iyi okumak aynı oranda özümsemek gerekiyor.
 
Şehirlerin büyümesini hep maddi çerçevede, nüfus oranında görmemek gerek. Şehirlere maddi bakış açılarıyla bakmak yerine farklı boyutlarıyla da görebilmek önemlidir. İş, aş ve belediye hizmetlerinin iyi olduğu şehirlerde yaşamak tabii ki her insanın aradığı bir hal olsa gerek. Metropol, büyük şehir maddi çerçeve pencerelerinden bakmak yerine şehrin dinamiklerine, insanlarına, kültürüne bakmak daha elzem bir yaklaşım olacaktır kanımca. Nasıl ki insanoğlu et kemik ve sinirden oluşmuyorsa sadece, şehirlerinde bir ruhu olduğunu da kabul etmek gerekir.
 
Özelde Sivas’ımız genelde ülkemiz ve bütün Müslüman âlemi için kültürümüze, tarihimize ve geleceğimize sahip çıkmamız gerekmektedir. Bunun için sağlam irade ve şuur gerek. Kültür şehri, sultan şehir gibi benzetmelerinin içerisini tam doldurmak en önemli görevlerimizden biri olmalıdır.
 
Sivas’ın dünü yaşandı bitti. Bu gün ve yarın için neler doğru yapılabilirin kritiğini yapmak ve bu doğrultuda hareket etmek en mantıklısı gibi geliyor bana.
 
Kalın sağlıcakla.

 
İlkay Coşkun
İrade Gazetesi, 22 Temmuz 2015-Yazı No: 56
İrade Gazetesi - Sivas'a Dair - İlkay Coşkun
 

12 Temmuz 2015 Pazar

Eski ve Yeni Türkiye Mevzusu

Eski ve Yeni Türkiye Mevzusu

Merhaba sevgili dostlar. 

Eski Türkiye sevdalıları, ‘eskiden her şey yolundaydı, her şey tıkırında ve doğruydu’ derken ‘eski Türkiye, menfaatlerime daha çok uygundu’ demiyorlar mı sizce?

Zaman gelecek yeni Türkiye diyenlerin yeni Türkiye’si de eskiyecek, bunu bilerek hareket etmekte fayda var.

Yeni Türkiye’de de hastalıklı birçok hal devam ediyor maalesef. Etliye sütlüye karışmayan hep güçlünün yanında olan mantalite, yeni Türkiye’de de devam ediyor. İnsanın zaafları, güçlü olma isteği, savaşları hep devam edecek gibi.

Eski Türkiye’den günümüz Türkiye’sine devrolan birde mahalle baskısı suçlaması var. Sadece dindarlara atfedilen mahalle baskısının diğer çevrelerde olmadığını ve daha az olduğunu kim inkâr edebilir ki? Eski Türkiye’de, iki başörtülü çocuk ilahi okur,  laik sistem için tehdit olurdu dhkp-c gibi örgütler kendimi bildim bileli yıkarlar yakarlar ama sistem için çok da sorun olmazdı. Faili meçhul cinayetlere, Fadime Şahin’lere hiç değinmek istemiyorum. Kendileri çalmışlar kendileri oynamışlar. Bizlerde uyutulmuşuz velhasıl. Boşuna üzülüp boşuna ağlamışız yıllarca.

Zamanla kulların kanunları hep değişiyor değişmeye mahkûm. Allah'ın kanunları hep aynı yerinde kalıyor. Bunu bilmek ve bu doğrultuda hareket etmek gerekiyor. Mesela, Arabistan’a gidilmeden de ülkemizin okullarında başörtülü öğrenciler okumaya başladı. Ülkemize birçokların korkulu rüyası şeriat gelmedi. Meclise başörtülü milletvekilleri girince ülke batmadı. Bu durumları rahmetli Demirel dünya gözüyle gördü. Keşke rahmetli Ecevit’te görebilseydi.

 Yeni Türkiye’mizde cemaat ve devlet çatışması içerisinde kaldık. Bu sorun için bir örnek vermek istiyorum izninizle. Sezai Karakoç’u çok insan sever sayar ama bu insanların birçoğu onun düşüncesine yakın olan Yüce Diriliş Partisine oy vermeyi düşünmez nedense. Aynen bunun gibi, cemaat cemaatken, parti partiyken insanlar için değerlidir. Taş yerinde ağırdır anlayacağınız. Devleti yönetmek, cemaat yönetmeye benzemez. Cemaatte amaç ve yöntemler çok daha keskindir. Devleti yönetmek ise daha karmaşık ve zor bir iştir. İkisi bir şekil de olsa bir araya geldi mi bugün yaşanılan sorunlar kaçınılmazdı.

Günümüzün en önemli sıkıntılarından birisi rahatlık olsa gerek. İşi para ile ilgili olanları saymaz isek sadece para, alışveriş, yeme içme, eğlenme ve giyinme gözüyle dünyaya bakanları çok itici bulmuşumdur her daim. Çağdaş kölelik ise günümüzün en önemli sorunlarından biri olmaya başladı ne yazık ki. Bu sorunu çözüm için topyekûn özverili çaba içinde bulunmamız gerekmektedir. Özgürlüklerin kıymetini bilmek gerekiyor kaybedilmeden. Sağlığımız gibi. Başkalarının tahakkümü, yönetimi altında yaşıyorsan yarı açık hapishanedesin demektir. Kendi hayatını yaşama özgürlüğün varsa, mutluluğun önemli bir kısmını elde etmişin demektir.

Beş bin yıldır var olan saban ve kağnıyı görüp de internet, bilgisayar ve uzay çağını yaşayan bir nesil olarak avantajlı mıyız değil miyiz bir türlü çözemedim.

Velhasıl insanoğlu tüm hızla yoluna devam ediyor. İlerleme çabasıyla kendini paralıyor ama şunu bilmek gerek ki yarın öleceğini bilmek bu gün ölmeyi göze almak demektir. Hiçbir ilerleme ölüm gerçeğinin önüne geçemiyor.

Kalın sağlıcakla.

İlkay Coşkun
İrade Gazetesi, 15 Temmuz 2015-Yazı No: 55
İrade Gazetesi-Eski ve Yeni Türkiye-İlkay Coşkun